YARATICI MI , DOĞA MI ?
Prof dr Ismet Gedik
Yaratıcımız Göğün 7. Katında oturan ve çamurdan insan yapıp ona RUH üfleyen bir RAB=EFENDİ mi?
Zaman kavramının açıklandığı önceki bölümlerde görüldüğü üzere, zaman dünyamızın ve üzerindeki tüm canlıların oluşum ve gelişim tarihi kayıtlarından oluşmaktadır. Yaratıcılık dünyanın ve insanın nasıl yaratıldığı konusu olduğuna göre, YARATICI dediğimiz terim, tam manasıyla yukarıda özetlenen paragraflarda açıklanmış olmaktadır. Sizin inandığınız yaratıcılık sistemi yukarıda anlatılana uygun mu?
İnsanı hücreleri mi oluşturmuş, yoksa gök kubbenin 7 katında oturan RAB = EFENDİ çamurdan şekillendirilerek mi oluşturmuştur? Yani sizin yaratıcı dediğiniz hangi sistemdir? İnsanın yaratıcısı içlerindeki hücreleridir, çünkü her canlı hücrelerindeki genetik bilgilere göre oluşturulmaktadır. Midyeyi yapan hücrelerde farklı, örümceği yapan hücrelerde farklı genetik bilgiler vardır. Bu nedenle her canlı farklıdır. Doğa sürekli bir değişim-dönüşüm içinde olduğundan, değişip-dönüşmeyen hiçbir varlık yoktur. Yaratıcılık kuantsal sistemde olduğundan yaratıcı da değişip-dönüşerek, doğadaki evrimleşmeyi sürdürmektedir. Bu nedenle doğa hergün yeniden reorganize olmaktadır.
Bir işlem için gerekli enerjiyi ve gerekli bilgiyi kuantlar veriyor. Çevrelerinde yeni bilgiler oluşturarak daha ergonomik bir üst sistem oluşunca, kuantlar daha kötü bir sisteme verdiği enerjiyi geri alıp, bu yeni sisteme veriyor. Bu da onların değişip-dönüşmesine yol açıyor, çünkü onlar doğada bir şeyin daha iyi yöne ilerlediğini görüp, ona göre davranışlarını değiştiriyorlar. Değişmez olurlarsa, doğada gelişme nasıl sağlanır?
“İnsanların kafası çok karışık, kafa karışıklığına neden olan faktörlerin başında ise, doğadaki oluşum ve gelişimleri yönlendiren faktör olarak ALLAH kavramı gelir” demiştim.
Ve şu soruyu sormuştum:
1- Allah, doğadaki tüm varlıkları tepeden verdiği emirlerle yönlendiren bir güç şeklinde midir?
2- Yoksa varlıkların içlerinde yerleşik bir enerji sistemi olarak, dinamik oluşum mekanizması ilkelerine göre (Information & self-organisation) karşılıklı etkileşimlerle doğada gittikçe gelişen yapılaşmalar oluşturan bir enerji-sistemi mi midir?
Verilen cevaplar, kafaların ne kadar karışık olduğunu yine gösterdi.
Örn.:
► Bazı arkadaşlar hemen “Allah var mı-yok mu?” şeklinde bir algılamaya yönelip, “Allah” olmadan hiçbir şey oluşamayacağını dile getirdiler. Soruda, “Allah yoktur” şeklinde bir şey var mı? Hayır!
► Bazı arkadaşlar kendi dinsel inançlarına göre “Allah” tanımı yapmışlardır.
Bir fikir ileri sürerken şu iki temel ilkeyi aklımızda tutup, ona uygun davranmalıyız.
►1: İleri sürdüğünüz görüş, herkes tarafından kabul edilebilinecek özellikte, objektif olmalıdır. İslami (veya Musevi vs.) bir dinsel görüşü, Japon halkına kabul ettirebilir misiniz? Veyahut, 18 yaşını geçmiş, ama hiçbir dinsel ön-yargıdan etkilenmemiş insanlara kafanızdaki dinsel görüşü kabul ettirebilir misiniz? Hayır! Öyleyse bu tür görüşler objektif değildir. Objektif görüşlerden oluşan bilgiler (Fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, matematik, vs.) her toplum insanınca kabul görmektedir.
►2: İnsan Olmanın Sorumluluğu
Doğada her şey sürekli değiştiği için, insanı oluşturan hücreler de insan beynini, “çevrende neler olup-bitiyor, bunları araştır da, ona göre işlem yapılsın” mantığıyla, muazzam senaryolar üretecek şekilde oluşturmuşlardır.
Çevre koşullarına uyabilmek için canlılar farklı taktikler geliştirmişlerdir. İnsan hariç diğer tüm canlılar daha iyi koku-alma, daha iyi-görme, daha hızlı koşabilme gibi yeteneklerini geliştirmeye ağırlık vermişler ve beyinlerindeki hücreleri bu alanda görevlendirmişlerdir. İnsanı oluşturan hücreler ise, tüm bu alanlardaki yeteneklerinden feragat ederek, doğada neler nasıl oluyor, bunları nasıl takip edip, onlardan yararlanabilirim gibi “yorumlama” yeteneğine yatırım yapmışlardır.
Böyle bir beyin yapılaşması insanlara büyük bir sorumluluk getirmektedir. Çünkü: Dinamik sistemler fiziğine göre varlıkların yapılarının temeli, büyümelerinin başlangıcında, yani çocukluk evresinde atılmakta ve daha sonraki dönemlerde bu yapılaşma pek değiştirilememektedir. Bu olay Simetri-Kırılması + Köleleştirme + Sabitleştirme (SimKırKölSab) olarak bilinmektedir ve “ağaç yaşken eğilir” özdeyişiyle insan kültüründe yerini alır.
Çocuklar doğa ve dünyadaki oluşum ve gelişimleri bizzat kendileri algılayarak ve karşılıklı anlaşıp-uzlaşmaları sayesinde dinamik sistemli doğaya uygun yapılar (toplumlar, ekolojik sistemler, vs.) oluşturabilirler. Buna uygun davranılmadıkça, farklı görüş (inanç) sahipleri arasında sürekli kavga ve savaşlar olmaya devam edecek, insanlar ortak bir toplumsal sistemde asla buluşamayacaklardır. Günümüzde sünniler, şiiler, museviler, iseviler, müslümanlar, budistler, vs. farlı inançlar nedeniyle birbirleriyle çatışıyorlarsa, bunun tek nedeni insan olmanın sorumluluğunun farkında olmamalarıdır.
Bu cahilliği şu durum güzel açıklar:
Gençlerimizin Katilleri Ana-Babalarıdır. Çünkü:
Dinamik sistemli doğa “Information & Self-Organisation” Yani “Bilgine göre davranırsın” şeklinde işlemektedir.
Çocuklarımıza-Gençlerimize ne bilgisi veriyoruz?
►Sen Müslümansın, ►Sen Hıristiyansın ►Sen Musevisin, ►Sen Budistsin, ► vs.
Bu farklı görüşlerle yetişen gençler de, onlara uygun olarak, vaad edilen kutsal toprakları korumak, Allah’ın emirlerini yerine getirmek için Cihad yapmak, vs. uğruna birbirlerini öldürmeye başlıyorlar.
Peki, suçlu kim?
►Sen Müslümansın, ►Sen Musevisin, ►vs. şeklinde bilgileri çocuklarına aşılayan ana-babalar değil de başka kim suçlu?
İnsanlar beyin yapıları nedeniyle, her türlü senaryoyu üretebilirler. Ama hücrelerimizin bizleri donattığı bu hayal kurma – yorumlama - bilgi-oluşturma yeteneğinin temel amacı, toplumsal sorunlarımızın çözümüne yönelik olmalıdır. Çünkü bedenlerin sorunlarını hücreler kendileri çözerler. Bizim kuracağımız senaryolar, toplumsal-çevresel sorunlarımızı çözmeye yönelik olmak zorundadır.
Bilgi ve mantık insanların sorunlarına çözüm bulma yeteneği olarak tanımlanabilinir. Kafanıza yerleştirdiğiniz bilgiler ve mantığınız sağlamsa, doğadaki oluşum ve gelişimleri “doğru” değerlendirirsiniz ve uygun çözümler bulup, sorunlarınızı çözersiniz. Ama kafanıza yerleştirilmiş bilgiler yanlışsa, mantığınız o yanlış bilgilerden etkileneceğinden, hep yanlış kararlar alırsınız ve sorunlarınızı çözemezsiniz.
Yorum Yok