ÜÇ TÜRBANLI KADIN...
Şık giyimli, düzgün görünümlü ve kaliteli güneş gözlükleri türbanlarının üzerinde takılı olan üç genç kadın dükkanıma geldiler…
Biri ; “Sizi çok övdüler, soslarınız harikaymış” cümlesini düzgün bir Türkçe ile söylerken diğer iki kadın da duvarlarımda ki sayısız Atatürk resimlerine bakıyorlardı…
Bir ara birbirlerine baktılar...Sanki, yanlış yere geldik der gibiydiler…
Ve üçü birden tezgahın önüne gelerek soslar hakkında bilgi almaya başladılar…
Dikkatimi çeken, üçünün de diksiyonunun mükemmel oluşuydu…
Tezgah önünde yapılan anlamsız muhabbetleri atlayalım ve bana sorulan soruyla konunun ciddiyetine gelelim..
“Atatürk’ü neden bu kadar çok seviyorsunuz ?”...
“12 saat zamanınız var mı ?”
Neden 12 saat ?
“Atatürk’ü neden sevdiğimi anlatacağım ya, iki sözcükle mi anlatmamı beklerdiniz ? İsterseniz önce Nutuk’tan başlayalım...Yazdıklarından, okuduklarından, yaşamından , savaşlarından ve daha bir dolu insanı hayretten hayrete düşüren anekdotlarından başlayalım..”..
Tamam tamam anlaşıldı...Siz de sanki bir Atatürk olmuşsunuz..
“İşte bu sözünüzü ömrümce unutmayacağım, da siz bana Kur’anı anlatır mısınız ?..Peygamberin yaşamını değil, Allah’tan gelen kitabının içeriğini açıklar mısınız ?”...
Durdular, bakıştılar ve ben o ara dürümleri de hazırlamaya çalışıyorum ama kadınları da yanımdan ayırmamaya uğraşıyorum…
“Yoksa Kur’anı altını çizerek özümseyerek hiç okumadınız mı ?
Belki de vaktiniz olmamıştır.”..
Yüzü gerilerek “ Hayır okumak için zamanımız olmadı” dedi ve patladım…
“Öyleyse neden türban takıyorsunuz ? Oysa son derece aydın görünümüz ve de çok zarif giysileriniz varken, üstelik de sözcükleri çok düzenli bir araya getirebiliyorken, cahil kadınlar gibi bu türban ne oluyor? dedim..
Birinde küçük bir tebessüm sezerken, diğerinin yüzü asıldı ve “Dinimizin emri” dedi..
“Haklısınız...Ben bunu düşünmemiştim...Sanmıştım ki, çarpık da olsa kapitalizm , oyunu kuralına göre oynamayı gerektirir..Siz de dinci bir yönetim de sandalı kıyıya yanaştırabilmek için bazı sıkıntılara katlanıyorsunuz…”
Tebessüm eden bayan, “Çok mu belli oluyor” dedi…
“Ne yazık ki evet ...Hedefe ulaşmak için bazı küçük ödünler belki verilebilir ama bu denli ilkelerden ödün vermek ; hedefe ulaşsanız da insanda kişilik zafiyeti yaratır ve kişiyi oportünizmin bataklığına sürükler..Karar sizin..”..
En az konuşan kadın ; “Dağ da ki komando, evde de öyle mi gezer?” dedi..
“Bunu hiç düşünmemiştim”..
Siz ne kadar sıradan çiğköfteciyseniz, bizler de o kadar sıradan türbanlı kadınlarız…
“Yani, birbirimizi daha fazla irdelemeyelim diyorsunuz.”..
Gülerek “Evet öyle”..dedi ve kavgasız kapandı muhabbet…!!!
Yorum Yok