TANRI'YI GÖRMEK...
TANRIYI GÖRMEK
“Bu dünyadaki hiçbir olayın, hiçbir sözün ya da hiçbir kişinin bizi zerre kadar etkileyebilme kapasitesi yoktur. Bizleri etkileyebilecek şeyler o olaya, o kişiye, o söze, o duruma yüklediğimiz anlamlar, verdiğimiz güçlerdir.”
Birisine kutsal bir anlam yüklerseniz, artık o kişinin esiri olursunuz. O'nun dediklerini sorgulama şansınız kalmamış demektir. Çünkü artık alt bilincinize, o kişinin kutsal olduğunu kabul ettirmişsinizdir.
Dinlerin tamamı da bu noktadan yola çıkarak var olmuşlardır.
Yeryüzünde var olan dinlerin hepsi, istisnasız hepsi, tamamen zeki insanların toplum mühendisliğidir. İspat mı istiyorsunuz?
“Yaratıcı” ile aramızdaki tek somut bağ, içinde bulunduğumuz Evren ve yasalarıdır. Örneğin yer çekimi, tüm Evrende değişik normlarda vardır. Zaman mesela… Evrenin her boyutunda zaman vardır, ancak canlı bir jel gibi boyut boyut farklılıklar gösterir.
Yani sözde kutsal kitaplarda bahsedilen şeylerin, aslında içinde yaşadığımız dünya ve onun içinde yaşadığı galaksi ve hatta onun da içinde yaşadığı evren ile alakası olmadığını gözlemleyebiliriz. Bu topraklarda yaygın din İslam olduğu için örnekleri de İslam dininden vereceğim.
Düşünün, bir tarafta saniyede 463 metre hızla dönen bir dünya, diğer tarafta "Yemek yedikten sonra çok oturmayın, kalkın evinize gidin ey müminler (Ahzap 53)" diyen sözde kutsal (!) bir kitaptan ayet.
Bir tarafta bilimin ispatlarıyla öğrendiğimiz, 3,5 milyon yılda gelişen insan türü, diğer tarafta “Biz insanı çamur ve balçıktan, nutfeden veya kan pıhtısından yarattık” diye o dönemin insanını etkilemeye çalışan, sözde kutsal (!) ayetler. Ve en önemlisi ama en çok önemlisi ise; bir tarafta hiçbir zaman görmediğimiz ve göremeyeceğimiz, sadece üç kişinin gördüğünü iddia ettiği bir tanrı, diğer tarafta ise bilimin ispat ede ede, işaret ettiği EVREN!
Yani? Yani bir tarafta tüm ihtişamı ile evren var, bilim aracılığı ile göstere göstere yaratan... Diğer tarafta yaşayıp yaşamadıklarından bile emin olmadığımız, üç tane sahtekar adamın insanlara ilan ettiği, görünmez ancak körü körüne inanmazsanız sizi çok kötü cezalandıracağını söyleyen bir TANRI!
Bizimkinden başlarsak, 1400 yıl önce yaşamış olan bir adamın iddiası var. “Tanrı benimle konuştu ve sizlere şu şu emirleri iletmemi istedi. İnanmazsanız sizleri ateşlerde yakacak, daha nice nice işkenceler ile sonsuza kadar cezalandıracak. Eğer hiç soru sormadan inanır ve o emirlere (yani benim sizlere ondan geldiğini iddia ettiğim emirlere) uyarsanız, hiç sorun yok, sizlere muhteşem ödüller vereceğini söyledi.” Demiş! Hatta şunu da ilave etmiş. Eğer olur da aklınıza, “Neden bu dünyada ödül vermiyor?” sorusu gelirse, cevabı hazır. “Bu dünyada imtihan oluyorsunuz. Bu nedenle başınıza gelen her şeye sabredeceksiniz ve benim sizden memnun kalmamı bekleyeceksiniz. İşte bu şekilde yaşayıp ölürseniz hem sizlere yapacağım işkenceden kurtulacak hem de üstüne bonus olarak harika bir yaşam ödülü alacaksınız.”
Şimdi bir tarafta, nasıl yarattığının delillerini bile, toprak altında saklayıp, milyon yıllar sonra ip ucu olarak bırakmış bir Evren var. Sadece dünyada var olan deliller ile neredeyse dünyanın ilk oluşumundan bugüne kadar, neler yaşanmış ve dünya kaç yaşında bilgisine ulaşıyoruz.
Bir bakıyorsunuz Kanada'da, Michigan (ABD)'de toprak içinde kesit olarak demir formasyonları buluyorsunuz. Bilim, o demir formasyonlarını inceleyip 2,5 milyon yıl önce oluştuklarını keşfediyor ve diyor ki, demir oksitler atmosfere oksijen pompalıyor. Atmosferdeki oksijen miktarı artınca, ilk yaşam formu olan siyanobakteriler ortaya çıkıyor.
Hepimizin başlangıç noktası…
Siyanobakteriler, yaşayan yeryüzünde, yaşayan ilk canlılar. Ancak bu bakterilerin işlevi, atmosferdeki karbondioksitleri çekmek. O kadar çok karbondioksit çekiyorlar ki, dünya buz devrine giriyor. Düşünün yaklaşık 3 Km yüksekliğinde bir buz tabakası yeryüzünü sarıyor. O dönemlerde dünya o kadar hızlı dönüyor ki, bir gün yaklaşık 6 saat civarında. 3 saat gündüz 3 saat gece. Bunları ben kafamdan uydurmuyorum, bu bilgileri bilim İSPAT EDİYOR.
BİLİM İNSANI BİR BİLGİYİ ORTAYA ATINCA, İSPAT İSTENİR. İSPAT EDERSE TARTIŞILIR VE KABUL EDİLİR. KEŞKE ARABİSTAN’DA YAŞAYAN BEDEVİLER DE BİR KİŞİNİN “TANRI YEMEK YİYİNCE ÇOK BEKLEMEYİN HEMEN KALKIN DEDİ.” DEMESİNE KANMAYIP, İSPAT ET DESELERDİ.
Buz Çağından sonra, buzlar erimeye başlayıp yeryüzü bugünkü şeklini alıyor. Dünyanın dönüş hızı yavaşlamış, bir gün yaklaşık 22 saat olmuştur. Okyanuslarda hareketlenmeler başlamış, ön ve tek hücreliler, sonra çok hücreliler, sonra eklemleri olan, yüzgeçleri olan canlı türleri deniz altında yaşamaya başlamışlardı. Bu son paragrafı yazmak için ben 20 saniye kadar zaman harcadım. Ancak Evren bunu milyonlarca yılda gerçekleştiriyor. Boyacı küpü değil bu kardeşim, daldır çıkart hoop “Allah bana dedi ki şöyle yapmazsanız yakarım haaa” dedi, diyerek değil. Her saniyesi dolu dolu olmak kaydıyla, gerçekleştirerek, milyonlarca yıla, yayarak yaratıyor. Sonra bu günküne benzer bir hal alınca, ortalık canlıdan geçilmemeye başlıyor. İşte bunlardan bir tanesi de biz oluyoruz şeker kardeşim.
Evrime itiraz edenlerin halini şuna benzetiyorum. Çocuk artık genç bir adam olduğunda ona “Senin ailen bugün bildiğin o şerefli, itibarlı aile değil, senin annen aslında bir genelev kadınıydı!” denildiğinde ki reddedişi gibi... KABUL ET KARDEŞİM, SENİN BİYOLOJİK OLARAK HAYVANDAN FARKIN FALAN YOK! SEN EVRENİN YARATTIĞI CANLI TÜRLERİNDEN BİRİSİN SADECE. ÖYLE CENNETTEN FALAN DA KOVULMADIN. Direk annen ile babanın aşkının meyvesi olarak (!) yaşama başladın. Eğer bir canlının ölüp toprağa karıştıktan sonra tekrar canlanacağına inanıyorsan, için rahat olsun. Sen de aynı kaderi paylaşırsın. Anlayın artık, diğer canlılara ne oluyorsa sana da aynısı olacak!
Bir tarafta üç sahtekarın, üç bin yıldır varlığından bahsettikleri ancak hiçbir zaman göremediğimiz ve göremeyeceğimiz bir yaratıcı, diğer tarafta göstere göstere yaratıp, can verip sonra öldüren bir yaratıcı… Kainat!
İstediğini seç! Seçimin aklının göstergesi…
M.Ali Akel
Yorum Yok