logo

SOSYAL PSİKOLOJİK ANALİZ...

Sayfalarımızda anlatıyoruz hepimiz, aqape ve siyasal islamın Türkiye'ye verdiği büyük zararı, kaybettirdiği geçmiş ve gelecek yılları ancak ben bu yazımda konuya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum arkadaşlar;

İlgi duyduğum bir alan olması nedeniyle sosyal psikoloji açısından.

Belki de tüm maddi zararların ötesinde aqape ve siyasal islamın bize verdiği en büyük zarar, uluslararası mecrada ülkemizin uğradığı büyük prestij kaybı ve buna bağlı olarak insanlarımızın ulusa ve ülkeye karşı duyduğu saygı, güven ve bağlılığın büyük ölçüde örselenmesi oldu. Aslında bu durum beraberinde bireysel bir öz saygı sorunu da doğuruyor yurttaşlar arasında.

Peki bu nasıl oluyor? Bazı örnekler verelim...

Örneğin insanlarımız başka ülkelere yerleşmek istiyorlar ve karşılarına çıkan ilk engel dil oluyor. Gitmek istenen ülke 'Benim dilimde en az B1 seviyesinde olmalısın yoksa kabul etmem seni.' diyor. Ee bu insanımız bizdeki duruma bakıyor, tek kelime Türkçe bilmeyen ama kanun ve fırsat eşitliğinde Türklerle aynı konumda milyonlarca yabancı var ülkede.

Aynı örneği geliştirerek devam edelim;

Bu insanımız büyük emekler verip dil olayını çözse bile bu kez gitmek istediği ülke, 'Kalifiye olacaksın arkadaşım! Geçerli bir mesleğin olacak, yoksa ne yapayım ben seni!' diyor. Ee insanımız bize dönüp bakıyor gelenlerin neredeyse hepsi vasıfsız düz tipler. Hiç ama hiçbir vasfı yok ama tıka basa dolular ülkede, her yerdeler!

Tamam bunu da aştı diyelim, elinde geçerli bir mesleği var diyelim. Bu kez gitmek istediği ülke, 'Güvenlik sicilin kusursuz olacak arkadaşım! En küçük bir ibare bulunmayacak sicilinde. Buraya geldiğinde arkanda gezemem ben senin' diyor. Yine aynı durum dönüp bize bakıyor, yahu geçtim güvenlik sicilini, basit bir üst araması, bir kimlik kontrolü bile yapılmadan ülkeye doldurulan milyonlar yaşıyor aramızda. Bir AVM'ye girerken bile kapsamlı güvenlik kontrolünden geçerken insanlar, bunlar ellerini kollarını sallayarak, bu devlete ait tek bir güvenlik personelini uzaktan bile görmeden geçmişler sınırı. Terörist mi, katil mi, hırsız mı, tecavüzcü mü, ajan mı, kimdir, neyin nesidir, geldiği yerde ne yapmaktaydı, hiçbir fikrimiz yok!

Devam edelim... Hadi güvenlikten de geçti. Bu kez de gitmek istediği ülke, 'Dur daha bitmedi. Sağlık kontrollerinden de geçireceğim seni. Bulaşıcı veya zührevi hastalıkların var mı, kronik hastalıkların varsa bunlar neler? Şimdi ben senin ülkenin bürokrasisine güvenmiyorum sizde her yol var, sen benim göstereceğim tıp merkezlerine git bakayım, şu istediğim testleri bir yaptır sonuçları getir benim konsolosluğuma.' Aynı yine, dönüp bize bakıyor insanımız yukarıda adı geçen milyonlar hiçbir sağlık kontrolünden geçmemişler. Sınırdan geçerken ateşleri bile ölçülmemiş, yüzeysel muayeneleri bile yapılmamış. Asgari ücretli kıytırık bir işe girerken bile sağlık raporu istenen bir ülkeye en küçük bir fiziki muayeneden geçmeden yerleşmişler bunların nerdeyse tamamı!

Eee bakınca tüm bunları isteyen ülkelerin hükümetleri haklılar çünkü halkına karşı sorumlulukları var. Halkının güvenliğini ve geleceğini garanti altına almak durumundalar... ve bunları gören insanımız yürek yakan şu soruyu soruyor kendisine;

'Arkadaşım, gitmeye çalıştığım ülkenin sağlığı, mutluluğu, geleceği ve güvenliği önemli de, benimkinin değil mi? Kabul edecekleri kişileri titizlikle seçiyorlar, oranın yurttaşları insan da, bizler değil miyiz ki ne olduğu belirsiz ipsiz sapsız, adsız sansız milyonlar dolduruldu ata yadigari yurda?!'

Şimdi tüm bunlara ülkemizin uluslarası kültürel aktivitelerde ve ortak yürütülen bilimsel araştırmalarda uzun yıllardır esamesinin okunmamasını ekleyiniz.

Çoğu ülke aklı başında seküler zihniyetlerce demokratik ve özgür bir biçimde yönetilirken, bizim halen Orta Çağ kafasında aşağılık bir zihniyetin yoğun baskısı altında yönetildiğimizi ekleyin.

En basitinden yerleşmeyi geçtim tatil amaçlı bile yurt dışına çıkmak istediğimizde hemen her ülke için vize almamız gerektiğini, vizeye gerek olmayan yerlerin de çok özür diliyorum os.ruktan üçüncü dünya ülkeleri olduğunu ekleyin.

Maddi ve ahlaki tüm olumsuz istatistiklerde gezegenin en yoksul, en sefil ve en geri ülkeleriyle kafa kafaya gittiğimizi ekleyin.

Çoğu toplum kendisini sanatla, bireysel ve sosyal türlü aktivitelerle beslerken bizim kafamızı din ve cehalet çukuruna gömmüş olmamız gerçeğini ekleyin.

Sanatta, bilimde ve teknolojik ilerlemede yıllardır nal topladığımızı ekleyin

Neyse çok Uzattım, ekleyin de ekleyin!

Eee bu durumda insanlarımızın ülkeye ve ulusa duyduğu inancı, güveni, bağlılığı, saygıyı ve sevgiyi koruyamayız ki arkadaşlar! Bunun bireysel yansımaları ise öz saygı ve kendine güven kaybı olacaktır, kaçınılmaz şekilde ve bu toplumun tüm kesimlerinde kendini belli ediyor ne yazık ki. Hatta 'herkes bizi kıskanıyor' hezeyanı içindeki dinci-cahil kesimde bile ve belki de bizlerden çok onları örseliyor bu durum.

Bu tıpkı şey gibi... Cumhuriyet'in ilk kuşağı gibi. Yüzyıllardır süren yenilgilerin, cehaletin ve geri kalmışlığın psikolojisini örselediği o kuşak gibi. Ata'mızın 'Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir!' diyerek biraz olsun moral vermeye, psikolojisini onarmaya çalıştığı o kuşak gibi, evet.

Sonuç olarak;

Bir sonraki iktidarı, yani şimdiki muhalefeti bekleyen en önemli sorunlardan biri, belki maddi sorunlardan bile önce bu sosyopsikolojik sorunlar olacak arkadaşlar, yani insanlarımızın ülkeye ve ulusa, dolayısıyla kendilerine duydukları sevgiyi ve öz saygıyı yeniden kazandırmak.

Bunu diyorum ama, buna sebep olan siyasal islamın yıllardır iktidarda kalmasının en önemli sebebinin yine bu muhalefet olduğu geliyor aklıma ve elimden olmadan üzüntülere gark oluyorum!

Neyse... ????

(Demet Ergin)

Yorum Yok

Yorum Yapabilirsiniz

Kısa süreliğine yorum sistemi kapalıdır.