AYDIN KİMDİR...
Entellektüel aydın mı dır?
Nedir aydın olmak?
Aydın nasıl bir kimliğe sahip tır?
Entelektüel, eleştirel düşünebilen, araştırabilen, toplum hakkında fikir üretip normatif problemlere çözüm önerileri sunabilen kimsedir. Bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş (kimse),
Yani ne diyor? İyi bir öğrenim sürecinden geçmiş, her hangi bir dalda uzman olmuş kişi.
Okul yaşamı öğrenim sürecidir. Eğitim değildir.
Ama bu öğrenim ve sadece bir alanda yani o konuda bilgi sahibi. İnsanlar okullarda eğitilmezler. Eğitim ailede başlar, çocuk 0 - 6 yaş arası kişiliğini alır. Sonra yaşamı boyunca üzerine kendisi inşa eder. Bu süreç son nefes yani toprağa girene kadar devam eder. Düşünmenin temel ilkesi cesur ve dürüst olmaktır. Korkaktan aydın değil, entellektüel yani aydın müsvettesi olur.
Fakat bizim halkımız prof unvanı gördüğünde, o kişinin her konuda her şeyi bildiğini düşünür ve öyle inanır. Bu yüzden kişiliksiz, kendi çıkarından başka hiçbir düşüncesi olmayan, çıkarına uyana doğru, uymayana yanlış diye, veya gerçekler karşısında susan, taraf tutmayan ( insan taraf tutar neyin rtarafını? Gerçeklerin ) banane bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın zihniyetiyle, got, göbek sallayarak ekran ekran dolaşan, gazete köşelerinde makale yazan, kitap yazan, dergilerde yazı yazan vs. bir sürü entellektüel. Peki bu kişiler bu kadar bilgili ve aydın ise ülke neden cehalet bataklığında? Çünkü onlar sadece entellektüel, yani aydın değil. Onlar diplomalarını almış, okul döneminde derst kitaplarını okumuş, sonrasında düşmüş para peşine, ya hiç kitap okumamış, ya mesleği ile ilgili veya bir kaç roman okumuş, ezberledikleri bir takım şeyleri papağan gibi tekrarlayıp duran aydın müsvetteleri.
Her toplumda, o toplumu fikren ve ahlaken şekillendiren, peşinden sürükleyen, belli değer ölçülerine yönelten bir sınıf vardır. Toplumları aydınlığa çıkaran ve uygarlaştıran ya da karanlıklarda tutan şey, bu sınıfın oluşum tarzına bağlıdır. Gerçek Aydın,ın gücü ne kadar fazla ise toplumu aydınlatma gücüde o kadar fazla demektir. Evrensel tanımlama da "Aydın" okumuşluğun, bilginliğin, kültürlülüğün, medeni görünüşlülüğün ve benzer niteliklere erişmişliğin de ötesinde ve üstünde, kendine özgü bir anlam taşır ki, insan olmanın yüceliğiyle bağlantılıdır.
Aydın sayılabilmek için sadece çok okumuş olmak, sadece bilgi sahibi olmak yeterli değildir. Aynı zamanda insan aklının sınırsız gelişebilirliğine ve gerçeklere akıl rehberliğiyle gidilebileceğina inanmak, aklı ve zekayı her türlü baskılardan ve önyargılardan kurtarıp, yalanlardan arındırarak doğrulamak ve özgürlüğe kavuşturmak, insan denilen varlığa ve tüm insanlara karşı sorumlu ve sevgi dolu olmak, insanı sömürü öğesi olmaktan, mutsuzluklardan ve sefil yaşamlardan kurtarıp insanlık haysiyetine ulaştırmayı yaşam amacı yapmak, insanlar arası düşmanlıkları yenip kardeşlik duygularını ve karşılıklı sevgi öğesini oluşturmak ve bu uğurda hiç yılmadan savaş vermektir. Gerçek aydın için akıl denen nesne, belli verileri ve gökten indiği söylenen emirleri , gerçek diye yerleşmiş şeyleri bellemek ve uygulamak bakımından değil ve de herşeyi araştırma, tartışma ve deneye vurma bakımından değer taşıyan tüm değerdir.
Aydınlanma başlıca ‘aklın önemi’, ‘dini, siyasi yapıyı ve sosyal düzeni eleştirmek’, ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’, ‘bilimin üstünlüğü’, ‘ilerleme’, gibi değerlerden oluşan bir yaşam biçimini gerçekleştirmeyi amaç edinmektir. Aydınlanma herhangi bir konuda bilgilenmeden öte, insan usunun özgürleşmesi ile ilgili bir kavramdır. Aydınlanma bilgi birikimi değildir. Öğrenmekten çok neyi nasıl öğreneceğini anlamaktır. Aydınlanma, yerelden evrensele (uygarlığa) geçiş, inançtan bilimsel bilgiye geçiştir. Diğer bir deyim ile insanın evrendeki yerini, durumunu, ne yapabileceğini bilimsel olarak anlamasıdır.
Bu geçiş büyük ölçüde insanın kendi çabası ile gerçekleşir, özgür düşünebilme bir kişilik, bu yapının kazanılması ise bir eğitim sorunudur. Her şeyden önce eğitim ve çalışmanın özgür olabilmesi gerekir. Ne yazık ki, 'aktarmacılığa dayanan eğitim geleneği' ile 'otorite bağımlılığı' başlıklarında özetlenebilecek iki önemli unsur özgür düşünceyi engeller. Ancak, farklı kültür ortamlarında olsalar da gerekli çalışmalardan geçenler ve engelleri aşanlar giderek uygarlığa katılır, yetkinlesin, evrensel birey niteliği kazanır ve 'aydın insan' olabilirler, Aydınlanma'nın en büyük gücü, akla değer verip güvenmesidir, Akla duyulan güven nedeniyle sadece dinsel değil, siyasi otoritelere de baş kaldırmaktır. Laik bir dünya düzeni benimsemektir.
Aydınlanma felsefesinin dayandığı temel ilkeler; akılcılık, deneycilik, mutluluk, doğa ve bilimdir.
Aydın olmak”, yazar olmaktan da, sanatçı olmaktan da, bilim insanı olmaktan da ayrı bir şeydir.
Aydın "okur ve yol gösterici olarak dinleri değil, bilimi, esas alan, insanlara, insanlığa katkıda bulunan, doğru bilgiler, düşünceler veren, çağlarını aşmış, uzun çağları kapsayan, hümanist ve evrensel (enternasyonal) yazılmış iyi kitapların yazarları da eserleriyle yaşamaya, insanlığa yol göstermeye devam ederler."
İnsan hayatı sürekli bir kültürel gelişim ve yaratıcılık, kendi içinde ve dış dünyada karşılaştığı kaba güçlere karşı verilen daimi mücadeledir. Aydın olmak gösterişli bir kıyafet giymek yahut kolalı bir yaka ve modaya göre şapkayla dolaşmak değildir. Aydınlar halkın beynidir.
Aydınlar yaşadıklarını, edindikleri olumlu ve yaralı toplumsal bilgileri ve değerleri her şeye rağmen bir sonraki kuşaklara aktaramıyorlarsa, paylaşmıyorsa burada aydın olmanın görevi ve gereği yerine getirilmemiştir.
Aydın yaşadığı ülkede ve dünyadaki savaşa, haksızlıklara, kıyımlara karşı duyarsız ve kayıtsız kalamaz. Her türlüsüne karşı direnmek zorundadır. Aydın öldürmenin her türüne olduğu gibi idama da karşı durmalıdır. Çünkü toplumun kiri ölümle temizlenemez. Aydın her türlü boş inanç ve dogmalara karşı da yürekli ve kararlı olmalıdır.
Aydın; toplumu iyi gözlemleyen, kendini sürekli geliştiren uygar, yürekli, olgun, sabırlı, hoşgörülü iyi, yetkin bir öğretici ve yol gösterici olmalıdır.
Aydın; topluma dayatılan her tür feodal etiğin, yönetici sömürücü sınıfın değeriyle bireyde oluşturulan önyargıları yıkan ve onlardan arınmayı başarmış ve bunu sürekli kılandır.
Aydınlar yaşadıkları çağın tanıklarıdır.
Bu tanıklık onların tarihsel görevleridir.
Aydın, yaşanan zamanla "sorunu" olmak demektir.
Aydın ''hem kalıcı olmak ve hem de sürekli'' olmak demektir.
Aydın''iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt etmek'' demektir.
Aydın ''bazı durumlarda yalnızlığı tercih etmek ve hatta ölmeyi kabullenmektir.''
Aydın ''yaşadığı toplumun önünde, ilerisinde olmaktır.''
Aydın olmak'' bilimden yana olmak'' demektir.
Aydın''bağımsız olmak'' demektir.
Aydın'' kendini aydınlatmakla kalmayıp, başkaları için de ışık yakmak'' demektir.
Aydın''çağdaş değerler sunabilmek, toplumu yönlendirme ve değiştirme sorumluluğunu üstlenebilmektir.''
Aydın ''yaşadığı toplum ve insanlık için yararlı ve doğru bildiği, inandığı düşüncelerini savunmak'' demektir.
Aydın ''insanlık ülküsüne yaşamını adamak demektir."
Türkiye'de halk gerçek aydınları tanımıyor. Bu yüzden halk kendini aydın tanıtan ve tanıtılan şaklabanları aydın olarak görüyor. Bu yüzden cahil halk yığınları sözde aydınlarla karanlığa giderken, gerçek aydınlar bir kenara itiliyor. Ülkemizdede parayla, makamla aydın olan şarlatanlar, gerçeği değil çıkarları doğrultusunda haklı cahil bırakarak cehaletinden kar sağlıyor.
Atatürkçülüğü dinle pekiştiren kişiler aydın diye tanımlanıp halka sunulmakta. Dini savunmakla aydın olunmayacağı gibi insanlığı sömüren dini eleştirmemekle de aydın olunmaz. Bu yüzden aydın doğruyu tam olarak saptayıp kesin ve tutarlı bir tavır takınmalıdır. Atatürk dinle bağdaşlaştırılamaz. Çünkü Atatürkçülük din üzerine değil bilim üzerine kuruludur. Bizim, gerçek aydınları iyi tanımamız gerekiyor. Onların düşünce uğruna ve tehlikelerle dolu yolda nasıl yiğitçe yürüdüklerine tanık olmalıyız. Bu aydınlar Türkiye'de nicel olarak az olsa da nitel olarak çok bilgili ve donanımlıdırlar.
Türkiye`de aydınlara ne yapılır? Öldürülür, hapse atılır, ülkeden kovulur. Çünkü §doğru söyleyenleri dokuz köyden kovrlar"ın ülkesi. İslam cehaletten, canılikten ce cinayetten beslenir.
Aydın düşünce adına gericilikle savaşandır.
Türkiye halkı aydınların eserlerini okuyup doğruyu arama zahmetine girmedikçe, sömürülmeye ve karanlıkta yaşamaya devam edecektir. Halk aydınlanma ve karanlıktan kurtulmak istemedikçe aydınların da yapacağı pek bir şey yok. Okumak gerekiyor. Halkın kendisini bataklıktan kurtaracağına inandığı şarlatanlar, toplumu dinle kandıraark sömürüyor. Dinci kesim bol bol halkı eğlendirerek, uyutarak kendilerinin ceplerini doldururken Türkiye'yi de karanlığa sürüklüyor.
Türkiye’de aydın olduğu iddiasını taşıyanların ülkenin öncelikli meselelerine bakış açılarındaki doğruları, yanlışları, eksikleri nelerdir? Aydın olmakla ilişkilendirebileceğimiz ilk kavram elbette ki “bilgi”dir. Günümüz Türkçesi’nde “aydın veya entelektüel” olarak ifade edilen kişilerin sahip oldukları en önemli güç, bilgiye ulaşma ve sahip olma konusundaki gayretleridir.
Entellektüel kendi çıkarını, aydın toplumun çıkarını düşünendir. Korkak olan entellektüel, cesur olan aydın olur.
Bu kişilerin sahip oldukları bilgiyle çevresindeki olayları daha geniş bir bakış açısıyla görebilmeleri ve yorumlayabilmeleri onları diğer insanlardan ayıran yegane özelliktir. Ayrıca aydınların sahip olduğu bilginin güvenilirliği ve tutarlılığı oldukça önemli bir konudur.
İkinci olarak aydınla ilişkilendirebileceğimiz kavram “ahlak”tır.
Tabii ki aydını sadece bilgiyle ifade etmek yeterli değildir.
Sokrates’in de dediği gibi doğru bilgi (episteme) insanı ancak ahlaklı davranışlarla doğru eyleme taşıyabilir.
Türkiye Cumhuriyeti, bazılarının iddialarının aksine yarım kalmış bir modernleşme projesi değil, hala devam eden dinamik bir gelişme projesidir. Bu projenin temel dayanakları ise sahip olduğu üniter devlet yapısı ve toplumun ulus olma bilincidir. Taraf olma adına tarih biliminin ortaya koyduğu gerçekler ve evrensel ahlak kuralları yok sayılmamalıdır. Diğer taraftan Cumhuriyetin kurucuları ve değerleri üzerinden nemalanmaya çalışan ve çoğu zaman kişisel çıkarları için onları kullanan sözde aydınlar da ülkenin geleceği açısından bir diğer sorunu teşkil ediyor.
Gerçek aydın, insanlığın ıstırapları karşısında susmayı suç sayar. Dünyayı (insanlığı) ıstıraplardan, açılardan, yoksullluklardan kurtaracak olan şey nedir?
Bu soruya Solon şu yanıtı vermektedir; Haksızlığa maruz kalanları seyredenlerin, onlardaki infial duygusuna sahip olmaları.
Maksim Gorki,nin yanıtı ise şöyledir; Bir insan için kendi hemcinslerinin yazgısına karşı ilgisiz kalmaktan daha büyük bir ihanet olamaz.
William Howitt,in yanıtı ise şöyledir; Bu yeryüzünde bize düşen bazı görevler vardır ki bunları ihmal etmek, bizleri başkalarına karşı suçlu duruma sokar. İnsanlığın ıstırapları karşısında, bir takım bencil ve kurnaz ya da hilekar bahanelerle susup oturmak, alçaklıktan, ihanetten, köle zihniyetlilikten başka bir şey değildir. Bu tür davranışlar yüzünden değilmidir ki, dünyanın her yerinde haksızlıklar, sömürüler (ve benzeri pislikler) güçlenmekte, halk yığınlarına bu musallat olan belalar sürüp gitmektedir.
Gerçek aydın her türlü yalana karşı savaşmayı görev sayar.
Tostoys, 1897,de yayınladığı bir yazısında, "yalanlar" saltanatının son bulacağı günlerin mutlaka geleceğini fakat o günleri bir an önce getirebilmek için gerçekler meşalesini yakmak gerektiğini belirtirken şöyle der. Nasıl ki bir ormana ya da ot yığınına atılan ateş kıvılcımı her şeyi yakıp kul ederse, gerçekler için dahi durum budur. Gerçekler (tıpkı kıvılcım gibi) çevrelerinde kendilerini yok etmeye çalışan yalanları söndürünceye dek iş görür. Gerçekler için oluşmak ve olumlu bir çıkış noktası bulmak, genellikle zaman alan bir şeydir. Fakat bu oluşum, kendisini (yazıyla, ya da söz ve fikir biçimlerle) gösterdiği an yalan denen şey en kısa sürede silinip gider.
Aydının başlıca özelliklerinden biri de "yalan"a karşı savaşmak "yalan" denen musibeti insan şahsiyetiyle uyuşmaz kılmak ve gerçekleri araştırmayı kendisine kutsal görev saymaktır. Bunu yaparken içinde yetiştiği ortamın kendisine "gerçek" diye bellettiği şeyleri "akıl" süzgecinden geçirip değerlendirmeli ve sadece belli bir çevreye karşı değil, halk yığınlarına karşı da şaşmaz bir dürüstlükle konuşmalı ve yalana dayalı inanışları kökünden kazımalıdır.
" Aydın" ve "din" Bu iki kavram birbirine zıttır. Aydın Descartes'tan beri iyi biliyoruz ki, bir kuşkudan yola çıkan insanın adıdır. Din ise kuşkuya yer vermez. Aydının kafasında dogmalar yoktur. Din ise dogmaların alanıdır. Din adamı olunur ama aydın din adamı olunamaz.
" Aydın Din Adamı " kavramını ortaya atanlar, bununla laik değerlere saygılı din adamını kast etmişlerdi. Devletin laik değerlerine saygılı oldukça, din adamı yetiştirilmesinde mahzur görmemişlerdi. Korkunç bir yanılgıydı bu Laik bir devletin, ne olursa olsun din adamı yetiştiremiyeceği gerçeği bir yana, İslamda din adamının kural olarak laik olamayacağı gerçeğini gözden kaçırmışlardı. Hristiyanlık, özünde din ve dünya işlerini birbirinden ayırdığı için, hristiyan din adamının laik değerlere saygılı olması beklenebilir. Ancak İslam başkadır. Şeriat din ve dünya işlerini birbirinden ayırmaz. İslam hristiyanlıktan farklı olarak "din devleti" ya da "devlet dini" olarak doğmuştur.
Laik olması kendi özüne aykırıdır. Müslüman hele hele Müslüman din adamı şeriata inanacağından laik olamaz. Böyle olunca İmam Hatip Okullarından, işin doğası gereği laik kafalı din adamı değil, şeriatçı kafa yapısında din adamı çıkacaktı nitekim öyle olmuştur. Laik değerlere saygılı "aydın din adamı" yetiştireceğiz diye ortaya çıkanlar, bunu görememişlerdir. Daha doğrusu görmek istememişlerdir. Sonuçta Türkiye'de aydınlanmanın en önemli ilkelerinden olan "laik devlet" ilkesinin temellerini, kendi elleriyle dinamitlemişlerdir.
Aydın insan kimliği, tüm çıkarlarından arınmış, bilimsel ve evrensel bilgiyle alt yapısını hazırlamış, farklı ve özgür düşünebilen, düşündüğünü korkusuzca yılmadan yazılı ya da sözlü olarak geniş kitlelere ulaştırmaya çekinmeyen, kararlarını verirken doğmayı ve duygularını karıştırmayan, insanlığın çıkarlarına karşı kendi çıkarlarını öne almayan, kimliktir. Bir ülkenin en büyük gücü bu kimlikli insanların sayısıdır.
CAHİLE BAĞIMLI AYDIN
O prof.dr. lerimiz var ya!! O popüler gazeteciler, üst düzey bürokratlar, üst düzey yöneticiler, tanınmış sanatçılar, Atatürkçü, modern, çağdaş, demokrat, siyasiler. Ne namaz kılar, ne oruç tutar, ne hacca gider. Ne Nutuk, ne Medeni Bigiler, Ne Kuran okur, ne hadis, cahil imama "hocam şu caiz midir? bu caiz midir?" diye sorar. O cahil imam da, "fırsat bu fırsat, elime düştü" diyerek başlar ona masal anlatmaya. Kuran'ın içinde ne olduğundan haberdar olmayan etrafından duyduklarıyla yetinen.
Bir aydın olur, diğer onlarca aydın onun cenazesinde cahil imamın karşısında esas duruşa geçerler, kafalarını yere eğip, süt dökmüş kedi gibi o cahil imamın nasihatlerini dinlerler. Kurban bayramında bir koyun keser, hemen telefona sarılıp cahile sorar; "bunu kimlere dağıtayım, nasıl dağıtayım, derisini kime bağışlayayım?"
Resmi nikahla yetinmez, cahile kendini kutsatır.
Doktorluk yapar, aktörlük yapar, İlgilizce bilir, Almanca bilir ama ömrü boyunca bir şeye tapar, neye taptığını bilmez.
Cahilin karşısında esas duruşa geçip, ceketini ilikleyen aydın.
Cahile "sayın hocam" diyerek hitap eden aydın.
Yobaz, kendisini dinsizlikle suçladığı zaman, suçluluk psikolojisi içinde, dinli olduğunu ispatlamaya çalışır. "Asıl din bende" der.
Aydına bak aydına!! Ne de aydın ama!! Cahile hesap veren aydın.
Dinini bilmemenin ezikliği içinde, cahilin karşısında tır tır titreyen sözde aydın. Cahil "bu gün Allah için ne yaptın?" dediğinde yüzü kızarıp, cahilin karşısında utanan, küçük düşen, rezil rüsva olan aydın. Cahilin karşısında donuna yapan aydın,
Cahil elindeki Kuran'ı gösterdiği zaman, fareler gibi, kaçacak delik arayan aydın. Şu modern, çağdaş, laik, sözde Atatürk'çü, Cumhuriyetçiler. "Laikim" diyor; " "Atatürkçüyüm" diyor, "özentisin, aslında şark kafalışın" "Atatürk'ün A'sından bile haberdar değilsin.
Dünyadaki tüm kitapları okusa, sıra yine Kurana gelmez.
Yobazın yetişmesini sağlayan ortamı hazırlayan sahtekar aydın.
Yobaz yetiştirme merkezlerinin tek sorumlusu bizim cahile bağımlı sözde aydın müsvettelerimizdir.
Nasıl aydın? Cahile bağımlı aydın.
Atatürk`ü İslam ile bağdaştıran her kim olursa olsun şarlatanın, sahtekarın, laik Türkiye ve Cumhuriyet`in, ulu önder Atatürk`ün düşmanıdır. Atatürk`ün İslam, din, Kuran, Muhmamed hakkında söyledikleri bu kadar açık ve net iken hala anlamayan aptal, anlayıp anlamamazlıktan gelen kişiliksiz, çıkarcı, korkak, iki yüzlü, vatan hainidir.
Türk milleti, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabitaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine münçer oluyordu. …Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız.
"Evet Karabekir, Arapoğlu’nun (muhammedin)yavelerini (yalanlarını)Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..”
(Kaynak: Medeni Bilgiler, M. Kemal El yazmasi Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365.)
Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım bilim ve akıldır.
Makale İlhan Arsel - Aydın ve Aydın, Medeni Bilgiler - Kemal Atatürk kitaplarından yararlanarak tarafımca hazırlanmıştır.
HASAN HOSLAR
Yorum Yok