logo

TÜRBAN VE TARİHTEN DERS...

Prof.Dr.Ali Demirsoy Beyefendiden Olağanüstü Bir Yazı...

Türban ile ilgili tartışmalarda, üniversitelerdeki öğretim üyelerinin taraf olması doğaldır; ister yanılmış olsunlar isterse doğruyu savunsunlar. Ancak, öğretim üyelerinin destek sağlaması, başak bir kesimin destek sağlamasından farklı bir olgudur. Çünkü öğretim üyesi, eğer üç kağıtçılık yaparak ya da siyasi görüşü nedeniyle yandaş bulup o unvanları kazanmamış ise, analistik düşünen insan demektir. Her kesim, öğretim üyelerinin açıklamalarına kulak vermek zorundadır. Acaba, bu son gelişmelerde, böyle bir analistik yargı olmuş mudur? İlk bakışta birileri, ister körü körüne olsun ister masum bir inanç nedeniyle olsun, başlarını örtmek isteyenlere destek vermeyi aydın olmanın bir unsuru olarak düşünebilir; bu düşüncesinde de haklı görülmelidir. Ancak, aydının toplumu ve geleceği düşünmesi gibi bir sorumluluğu da vardır. Diyelim ki imza toplayarak, mecliste çoğunluğu sağlayan ve dediğim dedik diyen bir zihniyete, içtenlikle ya da körü körüne destek sağlıyorlar. O zaman, bilim adamı kadrosundan maaş alan bu kesimin şu evrensel hesabı da yapması gerekiyordu. En azından bir matematik profesörü olan aydın bir düşünürün oğlu, bu hesabı yapabilmeliydi. Diğerlerinin hesabı yetmiyor olsa dahi, bu matematik profesörünün hesapta hata yapacağını düşünemeyiz. Basit bir mantık, 2 X 2 = 4; bu gerçekten böyle midir? Olabilir de olmayabilir de… Yani türbanın serbest bırakılması bir özgürlük simgesi olabilir de olmayabilir de… O zaman işlemin tersini yaparak bunun doğruluğunu sınamaya girişiriz, yani 4’ü 2’ye böleriz. 4/2 = 2 çıkınca da doğruluğu onaylanmış olur. Aynı mantıkla, turban bir özgürlük simgesi ya da aracı ise, bunun tersi de doğrudur; yani başörtüsü ya da türbanın toplumsal simge ya da zorunlu giyim aracı olduğu toplumlarda özgürlükçü düşünce yaygındır. Şimdi imza toplayan meslektaşlarım özellikle bu matematik profesörümüze soruyorum. Başını örtüp, turban takıp da özgür düşünceye ulaşmış bir ülke ya da topluluk tanıyor musunuz? Yaklaşık 58 Müslüman ülkede – ki bunların hemen hepsinde türban ya da benzeri örtü zorunludur- özgür düşünce yaygın mıdır? Irkı, coğrafik yapısı, geçirmiş olduğu tarihi süreci, dili farklı olan bu kadar ülkede nasıl oluyor da, her defasında turban cahillik, despotizm, anti-özgürlük, bilim dışlılık, yalancılık, dolandırıcılık yaygındır. Sayın matematik profesörümüz bu eşitliğin bir rastlantı olduğunu ileri sürebilir mi? Süremiyorsa ya da kendine göre –dogmalarını değil, aklını kullanabilen insanları- ikna edecek bir açıklama yapamaz ise, bu bulunduğu toplumu bile bile uçurama sürüklemek demektir. Bu tip insanların tanımını da benim yapmama gerek yok, bir vatanperver ve bir düşünür olan babası zaten yapmıştı…

Türbanperest bu öğretim üyeleri aklını kullananlara ve olaylara analistik gözle bakanlara –ötekilere- olmasa dahi kendilerine şu hususları da açıklamak zorundalar. Eğer, gerçekten dini inançları nedeniyle bir kesim giyim, kuşam ve diğer hususları, inançlarının gereği gibi yaşamak istiyorlarsa ve bunda da ısrarlı olmak hakları ise, önümüzdeki günlerde bunların şu isteklerine de, bu –özgürlükçü öğretim üyesi kardeşlerimiz- bir çözüm bulmuş olmalıdırlar. Bunu bir öğretim üyesi olarak öğrenmek isterim.

Dini kitabın (bu Kuran da olabilir, Tevrat da olabilir, İncil de olabilir) içeriği tanrı kelamı olduğuna göre, hiç bir insanı kural bu kitabın ilkelerinin üzerine çıkamaz. Eğer bir insanın üniversitede dini inancını aynen koruyarak eğitilmesi isteniyorsa, bu kesimin bize eğitim ve öğretim sırasında şu hususları yönetmesi ve talep etmesi de kesinlikle hakları olacaktır.

Kuran’da miras hukuku vardır. Bayanlar gayrimenkulden pay alamazlar. O halde miras hukukunu ben Kabul etmiyorum ve okumak istemiyorum diyebilir

Kuran’da 40 miskal altın ya da gümüş karşılığı kazancın yıllık ödenmesi gereken zekâtı, bir miskaldir; yani %2,5’luk bir çeşit ödenti. O zaman, bu öğrenciler de bize şu soruyu yönetebilirler; bir tanrı oranı varken, siz ne hakla, %18 KDV ya da bilmem ne oranlarında vergi hukukunu bana okutup ya da talep ediyorsunuz?

Kuran’da insanlar kaderi-alın yazıları ile birlikte yaratıldıklarına göre, siz hangi hakla bir ceni üzerinde iyileştirme operasyonunu giriyorsunuz? Bunu şiddetle ret ediyor, genetik ıslahı ve biyoteknolojik uygulamaları öğrenmek istemiyoruz derlerse ne diyeceksiniz?

Bugün dünyanın gelişmiş üniversitelerinin hemen hepsinde öğretilmesi zorunlu evrim konusu, yaratılış inancımız nedeniyle yasaklanmalıdır derse ne diyeceksiniz? Antropoloji bölümlerinin bu nedenle kapatılmasını talep ederlerse siz hangi gerekçe ile karşı koyacaksınız?

Zina yapanlar recm (taşlanarak öldürme) edilmelidir derlerse (AKP, inancımıza aykırı olarak zinayı serbest bırakan yasal düzenlemeyi yapmış olmasına karşın) edilmeli, hırsızlık yapanların kolu kesilmeli der ve ben sizin ceza hukukunuzu kabul etmiyorum ve öğrenmek de istemiyorum, benim inançlarım, sizin kurallarınızdan daha evrenseldir ve tanrısaldır derse ne diyeceksiniz?

Bizatihi Hz. Muhammed tarafından, Kâbe’deki tarihi günümüze bağlayacak heykeller, puta tapmayı teşvik ediyor diye kırılmış, yaklaşık son 1.500 yıl boyunca hiçbir Müslüman ülkede heykel ve keza aynı şekilde insan figürü içeren bire bir resim yapılmamıştır; yaptırılmamıştır. Son 1.500 hatta 6.000 yıl önceki giyim kuşamda ısrar eden ve bunu dini bir vecibe olduğunu ileri sürerek bir adım geri atmayan bu kesim, karşınıza geçip, bir Müslüman ülkede heykel ve resim eğitimi niye yapılıyor derse ne cevap vereceksiniz? Hayır, öyle değil derseniz, örnek olarak hangi devre ait bir heykel ya da tablo göstereceksiniz? Elinizde ileri süreceğiniz ve kanıtlayabileceğiniz bir belgeniz olacak mıdır?

Örtüsüne evet dediğiniz bu çocuklarımızın, kutsal kitapta yazılı buyruklara hayır demesini mi öğütleyeceksiniz? Birileri hayal görüyor… Aydın hayal görmez, geleceğini de hayallere oturtmaz. Aydın, geleceği görerek önlemini alan insanın tanımıdır… Üniversiteler de bilgili, eğitilmiş, aydın insanların bulunduğu kurumlardır… Çağ dışların değil…

Önümüzdeki yüzyıl, dogmatik kalıpların batağında yüzen değil, bilgi birikimi sağlanmış, yeterince beceri kazandırılmış, kendi kısa vadeli çıkarlarını toplumun çıkarından önde görmeyen, tarihten gelen tortulardan arınmış "aydın" insanların dünyası ve egemenliği olacaktır. Bunun dışında kalanların ise yaşama şansı olmayacaktır. Dünya olanak bakımından, sayısız insana değil, nitelikli insanlara yuva olacak kadar küçülmüştür. Bunu, bugüne kadar doğal seçilim yürütmüştür; önümüzdeki yüzyıldan sonra ise yapay seçilim yürütecektir. Hazırlıklı olmayan toplumların ve bireylerin alacakları yaraları bir uyarı olarak bildirmek, benim bilimsel görevimdir. Dilerim, bu uyarıları birileri yeterince algılar ve bu toplumun gerçek bilim toplumuna dönüşmesi için gerekli ilk adımları attırır... Bu gücün lokomotifi de üniversitelerin aydın insanları olmalıdır. Yoksa bin bir emekle bugüne kadar getirdiğimiz, uygarlaşma yolunda önemli aşama kaydetmiş, canımızdan daha çok sevdiğimiz –modern model -Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte, tüm Müslüman ülkelerin acı sonunu hazırlamış olabiliriz… Omuzunuzdaki yük çok büyüktür derim…

Mitolojiye göre, bir gün, Tanrı, yakın zamanlarda bulunan Sümer yazıtlarına göre Mezopotamya"da yaşadığı bilinen bir topluluğa, tufan olacağını bildirmiş. Bu uyarıyı ciddiye alan tek insan (Sümer yarı tanrısı Zisudra) Nuh Peygamber olmuş ve yaptığı büyük bir gemiye, her hayvandan birer çift alarak, tufanda kendi ailesinin ve bu hayvanların dölünün korunmasını sağlamış. Uyarıyı ciddiye almayanlar da sulara gark olmuş...

Bir bilim adamı olarak bir tufanın yaklaşmakta olduğunu düşünüyorum.

259 İzlenme

Yorum Yok

Yorum Yapabilirsiniz

Kısa süreliğine yorum sistemi kapalıdır.