Staphen. Hawking DİYOR Kİ..
Adım Staphen Hawking fizikçi, kozmolog ve birazda hayal perestim hareket edememe ve bilgisayar aracılığı ile konuşmak zorunda olmama rağmen zihnimde tamamen özgürüm evren hakkındaki en derin sorular içinden en derinini keşfedin evreni yaratan ve kontrol eden bir tanrı var mı? Yıldızları gezegenleri sizi ve beni. Bunu öğrenmek için doğa yasalarında bir yolculuğa çıkacağız. ve ben evrenin nasıl oluştuğu ve gerçekten nasıl işlediğini anlatan çağlar yaşındaki sırrın yanıtının orada olduğunu düşünüyorum. İzleyip öğrenin evreni tanrımı yarattı yakın zamanda evreni Tanrı'nın yaratıp yaratmadığı sorusunun yöneltildiği bir kitap yayımladım. Bir miktar sansasyon yarattı. Bir bilimcinin din konusunda söyleyecek hiç bir şeyi olmadığını düşünenler hoşnut değildi. Kimseye neye inanıp inamayacağını söylemeye niyetim yok fakat bana göre tanrının var olup olmadığı bilim için geçerli bir sorudur. Neticede evreni ne yada kim yönetiyor sorusundan daha önemli. yada daha büyük bir gizem tahayyül etmek çok güçtür çok uzun zaman önce yanıt neredeyse hep aynı idi:
"Her şeyi tanrılar yarattı." Dünya ürkütücü bir yerdi.
Vikingler gibi dayanıklı olanlar bile doğa olaylarını anlamlandırmak için doğa üstü varlıklara inandılar. Şimşekler yada fırtınalar gibi. Vikingler birbirinden farklı bir çok tanrıya inanıyorlardı.
Thor Şimşek Tanrısıydı
Bir başka tanrı Aeğir deniz fırtınalarını yarattı fakat en korktukları tanrı, skoll' du bu gün güneş tutulması adını verdiğimiz tüyler ürpertici doğa olayından sorumluydu. Skoll gökte yaşayan kürt biçimli bir tanrıydı. Bazen Güneşi yiyerek günün geceye dönüştüğü ürkütücü anın yaşanmasına neden olurdu.Bilimsel açıklamalardan yoksun bir durumdayken güneşin ortadan kayboluşunu izlemenin ne kadar rahatsızlık verebileceğini hayal edin. Vikingler, onlara anlamlı gelen tek yolla yanıt verdiler. Kurdu ürkütüp kaçırmaya çalışarak. Vikingler bu davranışlarının, güneşin geri dönmesine sebep olduğuna inandılar. Elbette artık bununla bir ilgisi olmadığını biliyoruz. Güneş yeniden ortaya çıkacaktı er geç. Kainat göründüğü kadar doğa üstü ve gizemli olmayabilir.Fakat hakikati ortaya çıkarmak vikinglerin bile sahip olduğundan daha fazla cesaret ister. Sizin ve benim gibi sıradan olumlüler evrenin nasıl işlediğini kavrayabilirler. Bunun vikinglerden çok önce Antik yunan'da farkına varıldı: M.Ö 300 lerde, Arıştarkus Adında bir filozof da tutulmaların cazibesine kapılmıştı. Bilhassa ay tutulmalarına. Bunlara Tanrı'ların neden olup olmadığını soracak kadar yürekliydi.
Arıştarkus gerçek bir Bilim öncüsüydü. Gökyüzünü dikkatle inceleyerek cesaret gerektiren bir sonuca ulaştı. Tutulmanın tanrısal bir olay olmadığını, bunun aslında ayın önünden geçen Dünya'nın gölgesi olduğunu anlamıştı. Bu keşiften yola çıkarak, basının üzerinde ne olup bittiğini çözebildi. Güneş, Dünya ve Ay arasındaki ilişkiyi doğru biçimde gözteren semalar çizdi.
yıl M.Ö 300 C
Buradan çok daha olağanüstü sonuçlara ulaştı. herkesin düşündüğü gibi Dünyanın evrenin merkezinde olmadığı aksine güneş çevresinde dolandığı sonucuna vardı Aslında bu düzenin kavranışı tüm tutulmaları açıklıyordu. Ay'ın gölgesi dünya üzerine düştüğünde Güneş tutulması meydana geliyordu. Ve dünya ayı gölgelediğinde ay tutulması oluyordu. fakat Arıştarkus bunu daha da ileriye götürdü. o zamanlarda inanıldığı gibi Yıldızların, göğün döşemesindeki küçük delikler olmadığını, yıldızların da bizimkine benzeyen fakat çok uzaklardaki güneşler olduğunu ile sürdü. Ne muhteşem bir kavrayış olmalı! Kainat, yasalar veya ilkeler tarafından yönetilen bir makinadır. İnsan zihni tarafından kavranabilen yasalar bu yasaların keşfinin insan türünün en büyük başarısı olduğuna inanıyorum. Bu gün doğa yasaları dediğimiz bu keşif, evreni açıklayabilmek için bir tanrıya ihtiyacımız olup olmadığını bize gösterecektir.
Asırlar boyunca benim gibi engelli insanların tanrının laneti altında yaşadığına inanıldı. Yukarıda birini kızdırmış olmam olası olsada her şeyin bir başka şekilde, doğa yasalarıyla açıklanabileceğini düşünmeyi yeğlerim peki doğa yasası tam olarak nedir? Ve neden bu kadar güçlüdür? Bir tenis maçıyla bunu göstereceğim tenisi yöneten iki grup yasa vardır. Birinci grup insan kaynaklıdır: oyun kuralları kortun büyüklüğünü, filenin yüksekliğini ve bir topun hangi durumda içerde yada
dışarda sayılacağını belirleyen şeyleri yönetir. Eğer tenis birliği dilerse bu kurallar akla uygun biçimde değiştirilebilir. ancak oyuna hakim olan diğer yasa grubu sabittir. Topa vurulduğunda ne olacağını onlar belirler. Uygulanan kuvvet ve raket vuruşunun acısı bundan sonra ne olacağını kesin olarak belirler.
Doğa yasaları: geçmiş, şimdi ve gelecekteki şeylerin nasıl çalıştığının bir açıklamasıdır. Teniste top daima yasaların belirlediği yöne gider. Burada devreye giren başka yasalarda vardır. Atış enerjisinin oyuncuların kaslarından nasıl üretileceğinden, ayaklarının altındaki çimlerin uzama hızına kadar her şeyi yönetirler. Fakat asıl önemli mesele, bu yasaların değişmez olduğu kadar evrensel olup olmadığıdır. Yanlızca havada uçan bir topa değil bir gezegenin hareketine ve evrendeki herşeye uygulanabilirler insanlar tarafından belirlenen kurallardan farklı olarak doğa yasaları asla çiğnenemez. Buda neden bu kadar güçlü olduklarını ve inanç açısından da tartışmalı olduklarını açıklar Benim gibi doğa yasalarının sabit olduğunu kabul ederseniz, çok geçmeden tanrının buradaki rolü nedir. Sorusu akla gelecektir. Bu bilim ve din arasındaki çelişkinin önemli bir parçasıdır. görüşlerim yakın zamanda manşet olsada bu çok eski bir çatışmadır.
1277'de papa XXİ loannes, doğa yasalarını "din karşıtı" olarak nitelendiren bir ferman yayınladığı için kendini fazlasıyla diken üstünde hissediyordu. malesef bu, yer çekimini yöneten yasayı hiç etkilememişti. Bir kaç ay sonra sarayın çatısı papa'nın üzerine çöktü. ancak organize dinler gecikmeden bir çözüm buldular. Sonraki bir kaç yüz yıl boyunca doğa yasalarının tanrının işi olduğu ifade edildi ve tanrı dilerse bunları çiğneyebilirdi. Bu görüş mükemmel mavi gezegenimizin her şeyin merkezinde hareketsizce durduğu
düşüncesinden destek almıştır. tüm yıldızlar ve gezegenler dikkatle tasarlanmış, bir saat mekanizması gibi Dünyanın etrafında dönüyorlardı. Arıştarku ' un fikirleri ise uzun zaman önce unutulmuştu. Fakat insanlar doğuştan meraklıdır Galileo Galilei gibi bazıları, tanrının düzeneğine bakmaktan kendilerini alamadılar yıl 1609 du ve bu defa netice her şeyi değiştirecekti. Galileo, modern bilimin kurucusu ve kahramanlarımdan biridir. Bilimle benzer bir şekilde, evrene yeterince yakından bakarsak neler olup bittiğini görebileceğimizi düşündü. Mercekleri, gece göğünü ilk kez 20 kat büyütebilecek hale getirinceye dek mükemmelleştirmeye azmetmişti. Hepsini dikkatle bir araya getirerek bir telekop oluşturdu. padua' daki evinde bu telekopu kullanarak jüpiteri inceledi.
Geceler boyunca ve harikulade bir keşif yaptı: dev gezegene çok yakın üç küçük nokta. başta noktaların çok solgun yıldızlar olması gerektiğini düşündü. Fakat bir kaç gece daha izledikten sonra hareket ettiklerini gördü. ve ardından dördüncü nokta ortaya çıktı. Bazan bazısı jüpiterin arkasında kayboluyor sonra tekrar ortaya çıkıyordu. Bunların dev gezegenin çevresini dolaşan uydular olması gerektiğini anlamıştı. İşte bu da en azından bazı cisimlerin dünyanın yörüngesinde dönmediğinin kesin kanıtıydı. Bu keşiften esinlenen Galileo, dünyanın aslında güneşin yörüngesinde dönmesi gerektiğini ileri sürdü.
Arıştarkus basından beri haklıydı
Galileo'nun keşfi bir düşünce devrimi başlatarak sonun da dinin bilimin yakasından düşmesini sağladı. Fakat 17. yüzyıl da, Galileo'nun kilise ile başının büyük derde girmesine sebep oldu. Dine karşı geldiğini kabul ederek idam edilmekten güç bela kurtulabildi. Ve yaşamının son dokuz yılını ev hapsinde geçirdi.
Efsaneye göre, günah çıkarmış olmasına rağmen şöyle mırıldanmıştır.
"yine de dönüyor"
Sonraki üç yüz yıl boyunca daha fazla doğa yasası keşfedildikçe
bilim: şimşeklerden, depremlere; fırtınlardan, yıldızların parlamasına değin her türlü olayı açıklamaya başlar. Her yeni keşif tanrı'ta olan gereksinimi ortadan kaldırır. Sonuçta tutulmasının ardında yatan bilimi bilirseniz gökte yaşayan kürt tanrıya inanma ihtimaliniz azalır.
Fakat geride bir kaç bilinmeyen kalıyor.
Dünya döndüğüne göre, Tanrı onu hareket ettirmiş olamazmı?
sonuç ta evreni yaratanda zaten tanrı değil mi?
1958 'de, Vatikan'da bir kozmoloji konferansına katıldım.
Bilim insanları, Papa II. Loannes Paulüs'ün huzurunda bir araya geldiler. Papa, evrenin işleyişi üzerine çalışmanın uygun olduğunu söyledi. Fakat evrenin kökeni hakkında soru sormamalıydık. çünkü ucunda tanrı'nın parmağı vardı.
Özellikle, tavsiyesini dinlemediğimi söylemekten memnunum.
merak duygumun üstesinden o kadar kolay gelemezdim.
Kozmologların görevinin evrenin nereden geldiğini anlamaya çalışmak olduğuna inanıyorum. Neyse ki, göründüğü kadar zor değil. karmaşıklığına ve değişkenliğine rağmen.. Bir evreni üretebilmek için üç malzemeye ihtiyacınız var. Bir tür kozmik yemek kitabında bunları sıraladığımızı hayal edelim
Stephen Hawking
Coşmiç cookbook (evrensel yemek kitabı) Çevreni hazırlayabilmek için ihtiyaç duyacağınız üç malseme ne olurdu?
1 - madde
yani kütleden oluşan malzemedir.
madde dört bir yanımızdadır.
ayağımızın altındaki zeminde
ve uzayda
toz, kaya, buz ve sıvılarda;
engin gaz bulutlarında...
milyarlarca güneşi barındıran
inanılmaz mesafelere ulaşan
dev yıldız sarmallarında
ihtiyacınız olan 2. maleme, enerjidir
2- enerji
üzerinde hiç düşünmesek bile, enerjinin ne olduğunu biliriz.
her gün karşılaştığımız bir şeydir.
güneşe bakın
onu gökyüzünde hissedebilirsiniz.
150 milyon kilometre uzaklıktaki bir yıldızın ürettiği enerji.
enerji tüm evrene nüfuz eden
ve onun sürekli hareketli
ve değişken bir yer olmasını sağlayan enerji
o halde, madde ve enerjiye sahibiz.
evreni oluşturmak için ihtiyacımız olam üçüncü şey, boşluktur.
3- boşluk
çok fazla boşluk.
evrene pek çok şekilde hitap edebilirsiniz.
müthiş.
zarif.
kudretli.
evren için söyleyemeyeceğimiz tek şey, "sıkışık" tır.
nereye bakarsak bakalım boşluğu görürüz.
ve daha fazla boşluk..
ve daha fazla.
her yani kaplayan..
başınız döndürmeye yetecek kadar boşluk.
peki tüm madde, enerji ve boşluk nereden gelmiş olabilir?
20. yüzyıl'a değin hiç bir fikrimiz yoktu.
Yanıt bir kişinin fikirlerinden geliyor. Muhtemelen, şimdiye kadar yaşamış en olağanüstü bilim insanı'ndan.
Adı Albert Einstein'di.
Öldüğünde yanlızca 13 yaşımda olduğumdan, ne yazıkki onunla hiç tanışamadım. Einstein oldukça olağanüstü bir şeyin ayırdına varmıştı. evreni oluşturmak için gereken iki ana bileşen, kütle ve enerji.. aslında aynı şeylerdi. Aynı madalyonun iki yüzü de diyebilirsiniz. ünlü denklemi E=mc2 basitçe kütlenin bir tür enerji olarak düşünülebileceği anlamına geliyordu veya tam tersi.
Üç bileşen yerine, evrenin artık yanlızca iki tanesine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Enerji ve boşluk peki, Tüm enerji ve boşluk nereden geldi? Yanıt, bilim insanlarının onlarca yıllık çalışmaları sonucunda bulundu. Boşluk ve enerji bugün büyük patlama dediğimiz olay sonucu kendiliğinden oluştu. Büyük patlama anında boşlukla birlikte enerjiyle dolu bir evren ortaya çıktı. Tümü hava üflenen bir balon gibi şişti. Peki tüm enerji ve boşluk nereden geldi?
Enerji ile dolu bütün bir evren, akıl almaz genişlikteki boşluk
ve içindeki her şey basit bir şekilde hiçlikten nasıl ortaya çıkıverdi? Bazılarına göre burası Tanrı'nın sahneye çıktığı yerdir. enerji ve boşluğu yaratan tanrı idi.
Büyük patlama, yaratılış anıydı.
Fakat bilim, hikayeyi başka bir şekilde anlatıyor. Başıma iş açma pahasına da olsa vikingleri korkutan doğa olaylarından çok daha fazlasını anlayabileceğimizi düşünüyorum. Einstein tarafından keşfedilen madde ve enerji eşdeğerliliğinde ki güzelliğin ötesine gidebiliriz. Doğa yasalarını evrenin kökenini irdeleyerek bunun tek açıklamasının bir tanrı'nın varlığı olup olmadığını keşfetmekte kullanabiliriz. İkinci dünya savaşı sonrası, ingiltere'de tasarruf zamanlarında büyümüştüm bize, her şeyin bir karşılığı olduğu öğretildi. Ama artık, ömür boyu çalışmadan sonra bütün bir evreni karşılıksız elde edebileceğimizi düşünüyorum. Büyük patlama'nın merkezinde yer alan büyük gizem.
boşluk ve enerjiden oluşan olağanüstü büyüklükteki bir evrenin
hiçlikten nasıl meydana geldiğini açıklayabilir. Bu sır evrenimizle ilgili en tuhaf olgulardan birinde saklı. fizik yasaları, negatif enerji denen bir şeyin var olmasını gerektirir. Bu tuhaf, ancak can alıcı kavramı anlayabilmemiz için basit bir benzerlik kurayım. Düz bir toprak parçasında bir tepe inşa etmek isteyen bir adam hayal edin. Tepe evreni temsil etsin bu tepeyi oluşturabilmek için yerde bir çukur kazar. Ve tepeyi yapmak için topraktan yararlanır. Ancak şüphesiz yanlızca tepe oluşturmakla kalmaz bir çukurda yaratır aslında, tepenin negatif modelini. çukurda yer alan madde, artık tepeye dönüştü. Böylece hepsi mükemmel bir şekilde eşitlenir. Bu evrenin hemen başlangıcında neler olup bittiğini açıklayan ilkedir. Büyük patlama muazzam miktarda pozitif enerji üretirken aynı zamanda eş miktarda negatif enerji de üretmiştir.
bu şekilde, pozitif ve negatif enerji daima birbirini sıfırlar.
bu doğanın bir başka yasasıdır.
Peki bugün, tüm bu negatif enerji nerede?
Kozmik yemek kitabımızdaki üçüncü malzemede.
boşlukta. Kulağa tuhaf gelebilir ama en eski bilimsel yasalar arasında yer alan kütle çekim ve hareket ile ilgili doğa yasalarına göre boşluk muazzam bir negatif enerji deposudur.
Her şeyin sıfıra denk gelmesini sağlamaya yetecek kadar.
matamatikle ilgilenmediğiniz sürece bunu kavramanın çok güç olduğunu kabul ediyorum. Fakat hakikat böyle. kütle çekimi ile birbirini çeken uçsuz bucaksız galaksi ağı dev bir depolama aleti gibi çalışır.
kainat, negatif enerjiyi depolayan dev bir pile benzer. Bugün gördüğümüz kütle ve enerji gibi pozitif yöndeki şeyler bahsi geçen tepeye benzer. Tepeye karşılık gelen çukur yada negatif yöndeki şeyler boşlukta yayılırlar.
Peki bu ne anlama gelir?
Tanrının Var olup olmadığını bulmak için bir başka arayış mı?
Evren hiçliğe ulaşıyorsa onu yaratmak için bir tanrıya ihtiyacınız yok demektir. Evren karşılıksız elde edilen bir yemektir.
Evrendeki pozitif ve negatif enerjinin sıfıra denk olduğunu bildiğimizden artık, geriye neyin ya da belki de kimin
tüm süreci başlattığını anlamaya çalışmak kalıyor bir evrenin kendiliğindem ortaya çıkmasına ne sebep olabilir?
ilkin kafa karıştırıcı bir sorun gibi görünüyor.
Neticede, günlük yaşantımızda bir şeyler aniden karşımızda cisimleşmez. Canınız istediğinde parmaklarınızı sıklatarak
ortaya bir fincan kahve çıkaramazsınız değil mi?
Diğer malzemelerden onu meydana getirmeniz gerekir.
Kahve çekirdekleri şu belki süt ve şeker gibi ve bu kahve fincanından süt molekülleri boyunca atomik seviyeye inip ve oradan da atom altı seviyeye geçtiğinizde en azından kısa bir süre için hiçlikten bir şeylerin ortaya çıkabildiği bir dünyaya ulaşaşırsınız. Bunun sebebi bu ölçekte, proton gibi parçacıkların kuantum mekanığı adını verdiğimiz doğa yasalarına göre hareket etmesidir.
Ve sahiden tesadüfi bir şekilde ortaya çıkabilirler. Kısa bir süreliğine ortaya çıkarlar ve başka bir yerde yeniden ortaya çıkmak için tekrar kaybolurlar. Evrenin bir keresinde de bir protondan daha küçük olduğunu bildiğimizden bu, olağanüstü bir şey demektir. Bu, evrenin kendisinin ve bütün bu akıllara durgunluk veren enginliğinin ve karmaşıklığının, bilinen doğa yasalarını ihlal etmeksizin bir anda hiçlikten ortaya çıkabileceği anlamına gelir. Bu andan itibaren, uzay genişledikçe olağanüstü miktarda enerji salındı. Bütün negatif enerjiyi depolayan bir yer dengelenmeye ihtiyaç duyar. Fakat önemli bir soruyla karşı karşıya kalırız.
Büyük patlama'nın meydana gelmesini sağlayan kuantum yasalarını tanrı' mi yarattı?
Kısacası, büyük patlama'nın meydana gelebilmesi için gerekli her şeyi düzenleyen bir tanrıya ihtiyacımız var mı? Kimseyi inancı nedeniyle gücendirmek istemesem de, bilimin ilahi bir yaratıcıdan daha ikna edici bir açıklama getirdiğine inanıyorum.
Bu açıklama, nedensellik ilkesiyle ilgili tuhaf bir şey, dolayısıyla
mümkün hale gelebilir günlük deneyimlerimiz başımıza gelen her şeyin, zamanda önceden yaşanan bir şeyin sonucu olduğuna bizi ikna eder dolayısıyla, evrenin meydana gelmesine bir şeyin belkide tanrı'nın neden olduğunu düşünmemiz doğaldır. Ancak evrenin tamamı için konuşuyorsak illede böyle olması şart değildir açıklayayım dağ yamacından akan bir nehir hayal edin nehrin oluşmasına neden olan nedir?
Belki, yağmurdur?
önceden dağlara yağan yağmur.
peki, yağmura ne neden oldu?
uygun yanıt, güneş'tır.
okyanus üzerinde parlayan ve şu buharının gökyüzüne yükselip
bulutların oluşmasını sağlayan güneş,tamam.
peki, güneş'in parlamasına neden olan nedir?
güneşin içine baktığımızda
hidrojen atomlarının helyumu oluşturmak için birleşirken
muazzam miktarda enerji açığa çıkardıkları füzyon adı verilen olaya tanık oluruz şimdilik iyi gidiyoruz.
Peki hidrojen nereden geliyor? Yanıt: büyük patlama'dan (big bang) işte, can alıcı kısım doğa yasaları, evrenin protonla benzer bir şekilde bir anda ortaya çıktığını söylemekle kalmaz enerji açısından hiç bir şeye gereksinim olmadığını da söyler.
Fakat büyük patlama'ya hiçbir şeyin neden olmaması muhtemeldir. Hiçbir şey. Bunun açıklaması einstein'ın kuramlarında ve uzay ve zamanın evrende esasen nasıl birbirine bağlandıklarını açıklayan fikirlerinde yer alıyor.
Büyük patlama anında harika bir şey olmuştur. Zaman başlamıştır. Bu. anlaşılması güç fikri, kavramak için sunlardan birini düşünün. uzayda sürüklenen bir kara delik. Tipik bir kara delik, kendi içine çöken büyük bir yıldızdır. O kadar büyüktür ki ışık bile kütle çekim kuvvetinden kaçamaz neredeyse hep mükemmel derecede siyah olmasının nedeni budur. Çekim alanı o kadar kuvvetlidir ki, yanlızca ışığı değil zamanı da eğip buker. Nasıl olduğunu anlamak için bir saatin kara deliğin içine çekildiğini hayal edin saat kara deliğe yaklaştıkça giderek yavaşlamaya başlar. Zaman, yavaşlamaya başlar şimdi saatin kara deliğe girdiğini hayal edin. tabi, çok büyük çekim kuvvetleri karşısında dayanacağını varsayarsak saat gerçekten duracaktır. saat bozuk olduğundan değil, kara deliğin içinde zaman var olmadığı için duracaktır.
Evrenin başlangıcında olan da tamamen budur.
Evrenin başlangıcında zamanın oynadığı rolün yüce bir tasarımcıya olan gereksinimini ortadan kaldıran ve evrenin kendi kendini yarattığını gösteren nihayı çözüm olduğuna inanıyorum zamanda büyük patlama anına doğru seyehat edersek kainat giderek küçülür. daha küçük daha da küçük sonunda tüm kainat, aslında sonsuz derecede küçük sonsuz derecede yoğun bir kara delikten ibaret küçük bir alana sıkışıncaya değin küçülür. Bu gün uzayda dolaşan kara deliklerde olduğu gibi doğa yasaları oldukça sıra dışı bir şey anlatır. Bu noktada da zamanın durması gerektiğini söyler. Büyük patlama'dan önce zamanı bilemezsiniz, çünkü büyük patlama' dan önce zaman diye bir şey yoktur. Sonunda, nedene sahip olmayan bir şey bulduk çünkü bir nedenin olması için zaman mevcut değildir. Bana göre bu, bir yaratıcının var olma olasılığı yok demektir.
Çünkü bir yaratıcının var olması için zamanın mevcut olması gerekir. Zaman, büyük patlma anında başladığından herhangi biri veya herhangi bir şeyin neden olamayacağı veya yaratamayacağı bir olaydır. Bilimi keşfetmemizi sağlayacak yanıtı sundu. İnsan oğlunun bulmak için 3000 yıldan fazladır çaba harcadığı bir yanıt. Kütle enerji üzerinde etkili olan doğa yasalarının en sonunda bizi ortaya çıkaran süreci nasıl başlattığını keşfettik. Burada, gezegenimizde bütün bunların çözülmüş olmasından memnunuz. Bu nedenle bana tanrı'nın kainatı yaratıp yaratmadığını sorduklarında bunun bir anlam ifade etmediğini söylerim zaman, büyük patlama'dan önce yoktu. Dolayısı ile tanrının evreni yaratabilmesi için zaman mevcut değildi. Dünyanın kenarının hangi yönde olduğunu sormak gibi bir şey bu. dünya bir küredir, kenarı yoktur. Bu nedenle kenarını aramak beyhude bir çabadır. Hepimiz istediğimize inanmakta özgürüz. Ve benim görüşüme göre, en basit açıklama tanrının var olmamasıdır.
Kainatı kimse yaratmadı, kimse kaderimizi çizmiyor. Ve bu, tam olarak şunun farkına varmamı sağladı: Muhtemelen cennet ve öbür dünya diye bir yer yok kainatın görkemli tasarımının kıymetini bilmek için yanlızca bir tek hayata sahibiz. Ve bundan son derece memnunum.
Yorum Yok