logo

ŞEYHÜLŞEYTANLAR....

“MENZİL KÖYÜNÜN YOLLARI DEVLET TEŞFİKİ İLE YAPILIYOR VE MİT AJANLARI TARAFINDAN OTOBÜSLER DOLUSU SAF İNSAN TAŞINIYORDU”????

Bir Şeyhülşeytan Daha Öldü

Edip Yüksel

12 Temmuz 2023

33:66 Yüzleri ateşte çevrildiği gün, “Keşke ALLAH’a itaat etseydik, keşke elçisine itaat etseydik” derler.

33:67 Derler ki, “Rabbimiz, sadatlarımıza/şeyhlerimize ve büyüklerimize uyduk; onlar da bizi yoldan saptırdılar.”

33:68 “Rabbimiz, onlara iki kat ceza ver, onları büyük bir lanetle lanetle.”

Menzil şeyhi Abdülbaki ve abisi Muhammed Raşit ile ta 1979'da tanıştım. O gün Menzil tarikatı hakkında halk arasında yaygın olan propagandanın, lideri olduğum İslamcı gençliği de etkilemesinden dolayı merak etmiş ve olayın merkezini bizzat incelemek için bir grup arkadaşla Menzil’e gitmeye karar vermiştim.

O yıllar, yaklaşık bir milyon üyesi olan Akıncılar derneğinin lideri konumundaydım. Yani, AKP yoluyla Türkiye'nin başına bela olacak dinci-hırsız-faşist melanetin öncülerinin lideriydim. (O günler, Recep Tayyip Erdoğan da benim bir eylemime katılmak zorunda kaldığı için benimle ilk kez göz altına alınmıştı. Mehmet Metiner, liderliğini yaptığım o eylemi Yemyeşil Şeriat ve Bembeyaz Demokrasi adlı anılarında anlatıyor).

O yıllar, etrafta bol bol keramet hikayeleri dolaşıyordu. Her gün Menzil şeyhleri için keramet üreten “halifeler” vardı. İstanbul’daki “halife” emekli bir albaydı. Şehzadebaşı camisinde hafta sonları müritlerle toplantı yapardı. Fıkıh kitaplarından bölümler okuyordu. Bir toplantısına katılmış ve uydurduğu yalanlardan iğrenmiştim. Sohbetinin arasında, uyuklayan müritleri heyecanlandırmak için kerametler uydurmaya başladı. “Hazret-i Ömer aramızda. Hoş geldin ya Hazret-i Ömer” demiş ve müritleri coşturmuştu. Daha sonra sırayla tüm bildiği putlaştırılmış sahabe isimlerini anarak onları orada hortlatmıştı.

Tüm dini tarikat ve cemaatler gibi, Menzil tarikatının da tek üretimi dini yalan ve palavra paketleri idi ama ticaret çok karlıydı. Alkolik ve uyuşturucu bağımlılarını bir anda evliya yapan çorba hikayeleri, içine atladığın vakit tüm günahları affeden havuz hikayeleri ile coşuyordu dindar halk.

Şeyhin uzun sakallı ve sarıklı fotoğrafı elden ele dolaşıyordu. Özellikle, abisi Muhammed Raşit’in elinde gül tutarken poz veren aykırı fotoğrafları sihirli lamba gibi elden elde dolaşıyordu. Hedef kitleyi iyi bilen bir reklamcının ürettiği bir pozdu bu. Tabi Sünni dininin tüm mezheplerine göre fotoğraf haram idi ama müşrikler tarih boyunca Allah adına uydurdukları haramları kendileri için helalleştirmekte uzmanlaşmışlardı.

Kendilerini, onurlarını ve beyinlerini şeyhülşeytanlara “ölü gibi” teslim eden müritler elbette hiçbir çelişkiyi sorgulayamazdı. Dünyanın en iğrenç ve en korkunç kutsal yalanlarını yemeye hazır bir müşrikler kitlesidir müritler.

Gözleri sürme ile kapkara çerçevelenmiş Raşit ve kardeşi Abdülbaki, yıllar sonra göreceğimiz Disney’in Alaaddin’in Lambası adındaki animasyon filmindeki kötü karakter Caffar’a benziyordu. Ama kötülükte Caffar onların yanında çırak bile olamazdı.

Sünni müşrik bir yazar ve gençlik lideri olduğum yıllarda bile tarikatları ve şeyhleri sevmezdim. Norşin şeyhlerindendim ama tarikatların cehaletine ve kula kulluk kültürüne tahammülüm yoktu. Norşin'e gittiğim vakit elimi öpmek için sıraya giren müritlere ellerimi öptürmezdim ama dayılarımın ellerini, şeyh oldukları için değil, sadece dayılarım olduğu için geleneğe uyarak öperdim.

Şeyhliği, halk arasında tek kelimeyle "Hazret" diye bilinen dedemin amcası Norşin'li Şeyh Diyaeddin'den aldıkları için, Abdulbaki ve akrabaları Menzil köyünde bana VIP protokolü uygulamışlardı. Beni özel bir divanda ağırlamışlardı.

Ellerimi öpmüşlerdi. O Sünni günlerimde de onların cehaletini alabildiğine yadırgamıştım ve onlara umut bağlayan İslamcı gençliği hem sözlü olarak hem de yazdığım bir makale ile uyarmıştım.

İran'daki devrimin bizi heyecanlandırdığı o yıllarda ben Türkiye'de Sünni bir Humeyni arıyordum. Bunları bir Humeyni olarak görmeye hevesli İslamcı (daha doğrusu Sünni müşrik) gençliğin lideriydim. Türkiye'de bir şeriat devriminin koşullarını tartışan ve Menzil şeyhinin aradığımız Humeyni olmadığını ifade eden o makalem o günün İran hayranı İslamcı yazarı Selahattin Eş'in yayınladığı Hicret Dergisinde yayınlandı.

Yaklaşık bir yıl sonra 12 Eylül 1980 gecesi Fatih'te tutuklandım ve o makalem Selimiye Kışlasında beni yargılayan Askeri mahkeme tarafından aleyhimde kullanılmıştı. "Menzil şeyhleri beklediğimiz Humeyni veya Mehdi değil" mealinde mesaj veren o makale dahil iki makalemden dolayı 163'ücü maddeyi ihlal etmekten 6 yıl ceza vermişlerdi.

O zaman Menzil köyünün yolları topraktı. Ama devletin teşviğiyle, MİT ajanları oraya her gün otobüsler dolusu saf insan taşıyordu. Daha da ahmaklaştırılıp “şeyhe ölü gibi teslim olmuş müritlere” dönüştürüleceklerdi.

Derin devlet, kitleleri aptallaştırıp kolayca yönetebilmek için batıda İsmail Ağa cemaatini, doğuda da Menzil tarikatını destekliyordu ve hala desteklemeye devam ediyor. Örneğin, Cübbeli Ahmet resmen bir MİT ajanıdır. 50-60 yıldır sürdürülen şeytani bir devlet politikasının ürünüdür bu hayvanlaştırma tekkeleri.

Kısacası, ölen Menzil şeyhi:

Bir din tüccarıydı.

Bir dolandırıcıydı.

Sabıkalı bir yalancıydı.

Hem de Allah adına en ahmakça, en iğrenç yalanlar üreten türden...

Ahmaklaştırarak sersemitlere dönüştürdükleri yoksul halktan topladıkları paralarla çok büyük servetlere, saraylara, şirketlere, lüks arabalara ve saltanata sahip oldular. Halkı sömürmek için devlet onları kullandı onlar da devleti kullandı.

Ebu Leheb ve Ebu Cehil bile onun kadar müşrik değildi.

Cehaletin vücut bulmuş haliydi.

Geçen yıl ölen Mahmut Ustaosmanoğlu gibi bir Şeyhülşeytan idi.

Milyonlarca insanı kendisine ve ölmüş Ebu Cehillere kul yapan bir beyin yamyamı idi.

Tarikatlar, insanları mukallit, mürit, reaya ve sersemit hale getiren ve sömüren şeytani örgütlerdir.

Tarih boyunca tüm elçilerin baş düşmanıdır ŞEFAATÇI din adamları. Allah ile insanlar arasına kendilerini birer aracı, şefaatçi diye sokan papazlar, hahamlar, şeyhler tarih boyunca firavunî sömürü çarkının sihirbazları olmuşlardır.

Makelemi Aziz Nesin'in veciz ifadesiyle bitireceğim:

Dünyadaki en karlı ticaret din tüccarlığıdır. Sermayesi yalan, müşterisi cahildi.

Yorum Yok

Yorum Yapabilirsiniz

Kısa süreliğine yorum sistemi kapalıdır.