İSLAM VE MUSEVİLİK GERÇEK TARİHLERİNİ YOK ETMİŞLERDİR..
İSLAM VE MUSEVİLİK GERÇEK TARİHLERİNİ YOK ETMİŞLERDİR..
Müslümanlar ve yahudiler tarihlerini kendileri yazmıştır. Geriye dönük yazılan bu kurguda olaylar ve kişiler ,yere, zamana ve topluluğa uymamaktadır.
Kendi tarihini yazan İslam, insanlığa o tarihi o kadar kesin bir üslupla kabul ettirmiştir ki, artık tamamını düzeltmek mümkün bile olmayabilir.
Ancak , asırlar boyu sorgulanmadan geçirilmiş bu kurgulanmış tarihi araştırma , karşılaştırma sorgulama , tarihin gerçek olayları arasındaki yerini bulma zamanı gelmiştir.
Bu dönemler , zor dönemlerdir. Müslümanlar ortaya çıkarılan gerçeklerle yüzleştikçe , inancına dinine hakaret olarak görmeye başlamışlardır.!
İçinde yaşadığımız İslamı ele alalım öncelikle. 610 yılında Muhammed ile başladığı iddia edilen bu tarihin bile kanıtı yoktur. İslamın başlangıcı ile ilgili güvenilir tarihsel kayıtlar ve arkeolojik artefaktlar yoktur.
Araştırmalar , İslamın söylenen tarihten çok daha önceleri farklı bir inanış olarak ortaya çıktığını , çok sonraları yeniden dizayn edilerek ve tarihi yazılarak insanlara dayatıldığını gösterir.
İslamdan 400 yıl önce Parthian imparatorluğu çökmüş , Roma doğudan çekilmek zorunda kalmış , geriye Bizans ve Sasaniler kalmıştır. İkisi arasında başlayan güç kazanma savaşları nedeni ile her ikiside , Habeşistan , güney arabistan , suriye ve Kuzey arabistan kabilelerini yanına çekmeye çalışmışlardır. Her ikiside bu kabilelerin dinsel inançlarına kayıtsız kalmamış , Zamanla dinsel ve politik olguları birbirlerinden soyutlamak imkansız hale gelmiş ve dinsel farklar politik farklar şeklinde yorumlanmaya ve yapılan savaşların giderek daha da dinsel bir nitelik almaya başlamasına neden olmuştur. Bizans imparatorluğunda diğer dinlere olan tolerans giderek azalmış ve hoşgörünün yerini perseküsyon almıştır. Bu gelişmeler çesitli inanç ve dinlere sahip toplumların Bizansın santral otoritesinden ayrılıp Sasanilerin daha özgür iradesine teslim olmalarına neden olmuştur. Geç antik dönemin en büyük özelligi dinlerin yalnız politik yaşama değil, varoluşun her yönüne hükmetmesidir.
Bu dönemde ortaya çıkan islam , ahl-al kitab , kitabın insanları dedikleri toplumlara yakın olmaya başlamıştır.
Sasaniler kendilerine saygı ve vergi veren her inanç toplumlarını Zoroastrian yani zerdüşt olmaya zorlamamışlardır. Hatta onlar için okullar ve ibadet yerleri bile açmışlardır.
İslamın etkili olduğu yerlerde de aynı tutum devam etmiştir. Saygı ve vergi ver , neye inanırsan inan. Hatta yahudiler bile tolere edilmişlerdir. Bizansın din baskısı altında olmadan yaşayan toplumlar rahat bir nefes almışlardır.
Fakat 7.yy başlarında bir şeyler değişmeye başlamıştır. Yahudilere düşmanlık başlamıştır. İsa'nın hem insan hem de kutsal ve ilahi olduğuna inanan Mısır ve Suriye Hristiyanları bu düşmanlıklardan mutlu görünüyorlardı. Çünkü islam otoriteleri onlarla pek ilgilenmiyordu. Bu boşlukta Hristiyan -Musevi düşmanlığı büyümeye başladı. Ancak İslam yöneticileri bir zaman sonra onların , iç islerine karışmaya başladı .
Otoritenin yeni tutumu , yeni kanunlar yapmakta, aynı dine inanmayanlar arasındaki evlilikler önlemekte, onların spesifik semboller ve işaretlerle tanınmasını sağlamakta ve diğer gruplara yönelik propagandaları yapmaktadır. Bu kozmopolitik ortamda Arapça resmi din olarak ortaya çıkmıştır.
Bu değişim 8'nci yüzyılın başlarında Hristiyan olan Abd al-Malik (685-705) ve Walid (705-715)'in halifelikleri zamanına rastlar. O dönemde üzerinde insan ve hayvan motifleri olmayan sikkeler basılmış ve onlarda Hristiyanlığın teslis ilkesi kınanmıştır. Ayrıca bazı standard özelliklere sahip olan cami tasarımları da yapılmış, resmi belgeler Arapça olarak yazılmaya başlanmış ve çöllerin kenarlarında yerleşme yerleri yapılmıştır.
Tarihi olaylar incelendiğinde 750 yılına kadar yörede, ilkeleri ve ritüelleri saptanarak, geliştirilmiş bir İslam dini mevcut değildir.
Geriye dönük tarihin mucitleri ve senaristleri hadisçilerdir.
SEVGİ MUTLU
Yorum Yok