İSLAM, TÜRK'ÜN DİNİ DEĞİLDİR...
İslam Arap'ın Din'idir, TÜRK'ün Din'i Değildir...!??
İslam'ın şartı Üç'tür... Müslüman olabilmek için aşağıdaki üç şartın bir arada gerçekleşmesi zorunluluktur.. Çünkü kuran ve İslam bu koşulları taşıyanlara gönderildiğini yazmaktadır...
1-Arap ırkından olmak
2-Mekke ili sınırları içinde ikamet etmek(Kureyş kabilesinden olmak)
3-Kuranı düşünebilecek kadar iyi Arapça ile okuyarak anlayabilmek.
-- Her Millete kendi Dilinde kitap ve Milletinden peygamber zorunluluğu vardır.!??
Kuran da açıkça her Millete sadece kendi dilini konuşan kendi milletinden olan bir peygamber atarım yazar. Bir başka şekli de, hiç bir Millete o kavmin kendi dilinde olmayan bir Kitap ve Peygamber göndermem der.. Bu durumda Kurana göre; Türklere, Türkçe bir kitap ve Türkçe konuşan Türk bir peygamber atanması zorunludur..
İbrahim-4. Her Millete sadece o milletin kendi diliyle seslenir. O kavimden olan birini peygamber yollarız.
Yunus-47. Her ümmetin bir Peygamberi vardır. Peygamberleri kendilerine gelince, adaletle hükmedilir..
Nahl-36. Yemin ederim ki: biz her Millete "Allah’a kulluk edin" diyen peygamber göndermişizdir.
İbrahim 4 ayetini açıklarsak: "Türklere sadece Türkçe seslenir. Sadece Türklerden bir peygamber yollarız" anlamının olduğu görülür..
Türklere Arap peygamber atanamayacağı gibi Türklerin Kutsal kitabının Arapça olamayacağı çok açık olarak görülebilmektedir...
Türklere Arap kavminin diliyle inen kitap olan Kuran ve Kendi milletinden olmayan bir peygamber olan Muhammed geçerli değildir..
Yukarıdaki Ayetler Kurandan olmasına rağmen, Kuranda bunların karşılığı olarak Türklere bir peygamber gelmiş olduğu ve isminin ne olduğu yazmaz...
Bu durum sadece Türkler'e özgü de değildir... Arap ve İsrailoğlu dışında bir peygamber yoktur.. Çinlilere, inkalara, Wikinglere, Mayalara, Pigmelere ve aborjinlere de peygamber olduğu ne görülmüş nede duyulmuş bir şeydir...
FUSİLET-3. Bir Millet için indirdiğimiz Ayetleri detaylıca açıklanmış Arapça bir Kurandır..
Fusilet-3 ayetinde bir Millet için olduğu açıktır ve bunlar Türkler değildir... Kuranın bakış açısına göre olması gereken budur... Arapça bir kuran ve Arap peygamber Türkler için uygun değildir...
Türklere Türkçe kitap ve Türk peygamber olması gerekir. Mealciler veya Kuranı çevirenler Fussilet-3 Ayetinde olduğu gibi, ”bir kavim için” yazmak yerine “bilen bir toplum için” yazılarak anlam saklama sahtekarlığı yaparlar...
Mealciler başka kelimeyi değil de BİR KAVİM İÇİN kelimelerini atlama gereği duymuşlarsa onlarında Kuranın tek kavme özel oluşunu bildikleri kavradıklarını gösterir..
Saklamaları ise Türkleri enayi yerine koyduklarının kanıtıdır... Yoksa anlamını saklama ve atlama gereği duymazlardı...
NAHL-103. Andolsun ki biz onların, "Kur’an’ı ona bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’an ise gayet açık bir Arapça’dır.
Nahl-103 ayeti Arapçadan başka bir dile tahammül olmadığı göstermek açısından önemlidir...
Muhammed'e Arapça dışında bir Dilin yabancı olması normaldir..
Ancak Kur'anın Allah'tan gelme olduğunu iddia eden İslamcılar, Arapça dışındaki diller neden Allah için yabancı dil olmaktadır açıklamak zorundadırlar...
Allaha göre Arapça dışında diller yabancı ise, Tevrat ve incil nasıl Allahın kitabı olabilir.. ?!
Kur'an da bildirilenlerin başka dilde bildirilmesinin mümkün olmadığı söylenerek sadece arapça bilen Arapların anlayabileceğini anlatan bir ayettir...
Bu durumda Araplardan başka milletlere de geldi diyerek yalan söylemenin ne anlamı vardır..
Bile bile bir Türkün bunu yapması Türk milletine ihanetten başka bir şey değildir...
-- Kuranı anlayarak bilerek okumak ve öğrenmek zorunluluğu vardır..!??
Bir insandan Okuduğunda anlayamadığı yabancı dilde bir kitabı okumasını istemek anlamsızdır..
O nedenle herkes kendi dilinde olan okuduğunda anlayacağı kitabı okumalıdır..
Yüz Yıllarca biz Türkleri salak yerine koymuşlar ve okuduğumuzda hiç anlamadığımız kitabı bülbül gibi ezberletip okutmuşlar...
Ne söylediğimizi bile bilmediğimiz dualar ettirmişler. İslam ın biz Türklere gelmediğini bile bile yükümlü olmadığımız şeylerle oyalayarak bizi ahmak yerine koymuşlar...
Arapların Allahtan geldiğini iddia ettikleri Kur'anın, kendi dillerinde olması ile anlayarak okumaları normaldir... Bir Türkün anlamadan Arapça okuması neden dini bir zorunluluk olsun..?!
Eğer anlayarak okuma mecburiyeti mantıklıysa, ben bir Türk olarak neden binlerce yıldır atalarımdan yadigar olan Anadilim Türkçeyi değiştirerek Dilimi Arapça yapmak zorunda olayım..?!
Neden bir Türk olarak ben Araplaşmak zorunda kalayım..?!
Kuranda herkese kendi dilinde olan onun anlayacağı kitabı gönderirim diye Araplara söylemiş...
Öyleyse nerede benim Türkçe kitabım..?!
Kuranı anlayarak okuyan Türk İslamcılar İslam'ın Türkler için olmadığını bildikleri halde, Arap emperyalizminin uşaklığını yaparlar...!!!
Kur'andan En'am-98'i Arapça anlayan toplum Türkler olabilir mi?!
EN'AM-98. O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.
Yusuf-2. Kur'anı anlamanız için Arapça indirdik.
Zuhruf-3. Biz, ANLAYIP DÜŞÜNMENİZ İÇİN onu Arapça bir Kur’an kıldık..
Bu ayeti Türklere uygularsak, "Ey Türkler Kuranı anlayabilmeniz ve düşünebilmeniz için Arapça indirdik" anlamı çıkar...
Türkçe konuşan biz Türklere anlayabilmemiz için Arapça bir Kuran verilmesi normal olabilir mi.?!
Bir Dilde düşünebilmek ancak ana dil olursa mümkündür.. Yabancı dili anlayabilmek ile yabancı dilde düşünebilmek çok farklı şeylerdir..
Kuranın tek kavme özel oluşunu bir kenara bırakalım.. Tüm Dünyaya olduğunu kabul edelim.. Böyle bir durumda, Allah'ın Kuranın Arap olmayanlar için dil sorunu yaratacağını hesaba katmadığı sonucu ortaya çıkar...
Yani karmaşık Arapça bir kitabı bütün insanlara yollama acemiliği yapmışsa, kendinden beklenen İLAHİLİĞİ gösterememiştir...
Arapça konuşmayanlar için dil sorunu doğacağını tahmin edememiş demektir...
Bütün dillere çevrilemeyen, hatta Arap olmayanların doğru şekilde okuması imkansız olan bir kitabı bütün insanlara yollamış olabilir mi..?!!!
Kur'an bunu mu iddia ediyor..?!
Hayır...
Kur'an tam tersini söylüyor...
Kur'an sadece Arapça konuşan Arap kavmi için geldiğini söyler.. Bütün kavimlere ve bütün dillere geldim demez.. Kuran her kavme sadece o kavmin kendi dilinde inen mesajla seslenmek gerektiğini düşünüyor..
Yabancı bir peygamberle ve yabancı dilde inen kitapla değil.. Yabancı Dil'de mesaj olmamalıdır.. Kuran yabancı Dil'de inen kitaba itiraz etmeyi meşru görüyor..
FUSSİLET-44. Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: «Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?» derlerdi. Sen de ki: «O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır.» İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar.
Araplar hesap sorar diye korkan bir Allah olduğu ayetten anlaşılıyor..
Arap sorabiliyor ise, biz Türkler "Türklere hiç Arapça bir Kuran gönderilir mi" diye neden sormuyoruz..?!
Biz salakmıyız.. ?!
Yoksa Türklerin kayda değecek bir Millet olmadığını mı kabul edeceğiz..?!
Şimdi bu ayete göre biz Türklerin;Türk olana yabancı dilde inen kitap olur mu.?!
Dilimizde inmeliydi deme hakkımız neden olamıyor?! Bu aşağıdaki ayet nedeniyle olabilir mi.?! Kuran sana ve kavmine geldi dediği için.?!
NAHL-64. 'Kendi aralarında ihtilafa düşmüş olan bir kavmi, içine düştükleri bu ihtilaflardan kurtarman için Kuranı indirdik. Başka hiç bir sebeple indirmedik.
ZUHRUF-44. Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.
Bu ayette "bütün kavimler ondan sorumludur" unutulmuştur...
Gördüğünüz TÜRKLER sorumlu değil!
Kur'anın olma nedeninin tek kavmin sorunlarını çözmekten ibaret olduğu ayette açıkça söylemiştir...
Tek kavme olduğu ne kadar da açık, Çünkü "Kendi aralarındaki anlaşmazlıklar İÇİN" yazıyor..
-- İslam ve kuran sadece Mekke ve çevre ilçelerini uyarmak içindir..!??
Kur'anın Mekkeli Araplar dışındaki insanlarla alakası yoktur...
Mekke ve çevresine hitap ediyor..
Bu ayetteki "ÜMMÜ’L-KURA", Mekke’nin diğer adıdır.. Kuranı bilen ve anlayarak okuyan bir çok Türk bunu mutlaka görmüştür..
İslam'ın Türklerle alakasının olmadığı konusunda İnsanları neden UYARMAMIŞTIR..?!
ŞURA-7. Şehirlerin anası (Mekke'de) ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik..
EN'AM-92. İşte bu da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır..
Kuranın Mekke’deki Arap Kureyş kabilesine hitap ettiği ayetlerde açık olarak görülmektedir..
ZUHRUF-44. Doğrusu Kur’an, sana ve KAVMİNE bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız...
Burada sana dediği Muhammed olduğu söylendiğine göre: Muhammed'in kavminin Türkler olmadığı açıkça bilinmektedir..
Kuranda gerçekte olmayan bir çok faydalı ve iyi şeyi var diyen İslamcılar bu ayetleri görmemiş olabilir Mİ..?!
Amaçlarının ne olduğunu anlamanız ve islamın ne olduğunu gözlerinizle görmeniz açısından çok önemlidir..
İslamın şartları denilerek konulmuş her şey "İslam sadece Mekke ve çevresi içindir" denilen Kur'andaki ayetleri destekler niteliktedir..
İslamın Dünya için olmadığının sadece Mekke ve çevresinde olan Arap milleti için olduğunun tüm kanıtları İslam ve Kurandadır. Ancak Tüm Dünyadan haraç alıncaya kadar savaşmak da!
İslamcılar İslam'ın Dünyanın Din'i olduğunu söylerler...
Kurana göre sadece Mekke ve çevresinin dini olduğu ortadadır..
İslam'ın sadece Mekkede yaşayan Araplar için geçerli olduğunun en büyük kanıtlarının biri de "Hac" emridir..
Hac-27. İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek YAYA OLARAK, gerekse nice uzak yoldan gelen argın DEVELER ÜZERİNDE sana gelsinler..
İslam ve Kuranın yalnızca Mekke çevresinde yaşayan kureyş kabilesine hitap ettiği bu kadar açık ortadadır... Buna rağmen bir itirazınız varsa, Hac-27 Ayetinin bir Brezilyalı Müslüman'a farz olduğunu gözünüzde bir canlandırın lütfen..
Atlas okyanusunu yüzerek geçen bir Deve bulmasının imkansız olduğunu anlayabilmenizi bekliyorum..
Yürüyerek okyanusu geçmekten hiç söz etmiyorum.. Yukarıdaki ayete daha dikkatli bakarsak, İslamın KAPSAMA alanının yaya ve Deve ile gelinebilecek uzaklıklar olduğu rahatlıkla anlaşılabilecektir...
Kur'ana göre islamın geçerlilik alanı en fazla deve ile yolculuk mesafesidir.. Hatta daha mantıklı gerçekçi bir yaklaşımla "At ile seyahat eden Milletler için islam geçerli DEĞİLDİR" görüşünü savunabilirim...
Daha akıllı bir insan ise, Kur'an Allahtan gelen bir kitap olsaydı Hac-27 ayeti "Çeşitli ulaşım araçlarıyla GELSİNLER" şeklinde olurdu.. Kur'anı oluşturan insanlar biraz dikkatli olabilselerdi, KUR'AN da rüzgarla giden gemilerden sözedildiğine göre, en azından gemilerle gelin diye yazması gerekirdi...
Hac ibadetine gitmenin Kur'an da yürüyerek veya deveyle yapılması söylenir.. Bir Rus yada Viking deve bulup hacca gidemez.. Burada deve olmayan yerlere hitap edilmediği ortadadır..
Başı bozukluğun haydutluğun kol gezdiği eski dönemlerde seyahat güvenliği yoktur. İspanyadan Kabe ye gidecek insanlar o devirde yaya yada deveyle gidebilir miydi..?! Gidebilse geri dönebilir miydi.?!
İslam tüm Dünyaya gelmiş olsa Amerika ve Asya kıtalarının varlığının kuranda belirtilmesi ve Muhammedin bu kıtaları keşfetmesi beklenirdi... Çünkü oradaki insanlara anlatılma görevi vardı... Kur'an da Coğrafi olarak meyve ve yiyeceklerin Mekke ve çevresinden örnek verildiği görülür. Portakal ve mandalinadan söz edilmez. Kabak, Domates, patates, Fasulye, Mısır, Ayçiçeği Amerika’nın keşfinden sonra Asya kıtasına gelmiştir. Kuranda bu sebzelerden sözedildiğini göremezsiniz..
Bu mealci ve Kuran bilenler Allahtan korkmuyor mu.. ?!
Korkmuyorlar çünkü kendilerinin İslam konusunda sorumlu olmadığını en iyi onlar biliyorlar.. İslamcılar, Kur'anın bir Kavime değil bütün kavimlere gönderildiğini anlatmak için bir ayet getirirler..
ENBİYA-107.biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik..
Yukarda saydığımız o kadar ayet ve delil karşısında, bir tek bu ayete sarılarak her şeyi kurtarma çabasına girerler... Bu ayetteki Alem Arapça dır.. Ayeti gördüğünüz gibi ayetin her yeri çevrilirken, sadece Alem kelimesi Arapça olarak bırakılmıştır..
Alem kelimesi Kur'anda bir çok yerde "bilenkişi" anlamında çevrilirken burada öylece bırakılır...
Diyelim ki, Doğru ve bir şekilde Alem lafı herkes anlamındadır...
Bu kurtarmaya yeterli olmuyor..
Dil ve anlatımlarda ancak Dünya alem kelimesi herkesi ifade eder.. Alem olarak Mekke alemini kastetmeniz de mümkündür..
Kur'anın geldi dendiği dönemde Araplar için Alem Mekke ve Medine dir... Muhammed söyle bir emir gönderse, "cümle alem gelin" diye, en fazla Mekke'nin hepsi gelir...
Yada kime söylediyse söylediği kişinin ailecek hepsinin gelmesini istemiştir. Buradan tüm Dünya anlamı çıkmaz..
Kur'anı anlayarak okumak ve düşünebilmek zorunluluğu vardır..
İslam Din'i Emperyalist bir özellik taşıdığı için islamı kabul eden toplulukların kültürlerini yok eder...
Türkler açısından bakıldığında islam Türk geleneklerine göreneklerine uygun olmayan bir dindir...
Bu nedenle İslam Türklerin üzerinde başarı sağlayamamıştır..
Türkler de iş öyle bir dereceye gelmiş ki, "Siz Müslümanlığı bilmiyorsunuz kur'ana uymuyorsunuz" diyen yobazlar doğru söylediği halde, Yobazların Müslüman olmadığını düşünen bir Türk halkı oluşturulmuştur..
Mezhepler, tarikatlar ve cemaatlerle asıl Müslümanın ne olduğu anlaşılmaz hale gelmiştir...
Yönetme gücünü elinde tutan kesim halkı koyun gibi yönetebilmek için Türk'e göre bir Müslümanlık uydurmuştur...
Ancak okuduğunuz gibi İslamın Türklerle hiçbir ilgisi yoktur...
Sevgi ve saygıyla,
Kamal Atamtürk
Yorum Yok