DİN Mİ İNSAN İÇİN, İNSAN MI DİN İÇİN ?
Din mi insan içindir, insan mı din için?
Ya da en çok kimin içindir din?
Şimdi pek çoğumuz dinin insan için olduğunu,
İnsanın ahlaklı, vicdanlı, adaletli varlıklar olması için gerekli olduğunu söyleyecek biliyorum.
MÖ. 4.yüzyılda yaşamış Platon'un da dayısı olan Yunan filozof Keoslu Kritias'da benzer şeyler söylemiş misal, hem de o dönemin pagan dini için; "Din, insanları ahlak ve adalete yöneltebilmek amacıyla korkutmak için yaratılmıştır."
Yeğeni ünlü filozof Platon ise şöyle anlatmış dini;
"Din, yönetenlerin yönetilenlere devlet yararına söylemesi gerekli kimi 'güzel yalanlardan' birisidir."
19.yüzyılın filozoflarından Durkheim; "Toplum düzeninin insanlar üzerindeki emredici hükümleri" olarak görmüş dini,
Sigmund Freud ise dinin; "İnsanı, yazgısının acımasızlığı ile barıştırmak ve toplu yaşamanın insana dayattığı acıları ve yoksunlukları ödüllemek amacıyla uydurulduğunu" söylemiş...
Düşünen beyinler onlarca hatta binlerce yıl önce bunları söyleseler de,
Günümüz insanı için din, tartışılamayan, üstünde konuşulamayan,
En fazla "Ah bizim bildiğimiz bu değildi" denebilen,
Hele ki bizim gibi coğrafyalarda, devlet eliyle tabulaştırılan bir olgu..
Her ne kadar Durkheim, dinin "Toplum düzeninin insanlar üzerindeki emredici hükümleri" olduğunu söylese de artık din; "İnsan inancının toplumsal düzen üzerindeki emredici hükümlerine" dönüşmüştür. Romantizm bitmiş, gerçek ortaya çıkmıştır...
Yoksa ne din insan için, ne de insan din içindir,
Din, devlet içindir ya da yönetenlerin selameti içindir...
Din, toplumun gelişmesinin belli bir anında, sosyal koşullar nedeniyle ortaya çıkmış bir kavramdır aslında,
Ve o koşul, insanların kendilerine bir "yöneten" atadıkları andır.
Her ne kadar ilkel insan, nedenini bilmediği, kendisini korkutan şeyler olduğunda aklı, "doğaüstü güçlere" meyletse de,
Bunu kurumsallaştıran ve yönetim biçiminin "gereği" kılan,
İnsanın sosyalleşmesi ve toplumun sınıflanması olmuştur çünkü...
Homo Sapiens'in, kendinden çok daha güçlü insan türleri arasından sıyrılmasının ana nedeni; "Hayal kurabilme ve kurduğu hayale başkalarını inandırabilme gücü"dür çünkü...
Doğa karşısında kendisini zavallı ve aciz hisseden ilkel insan gibi,
Sınıflı toplumların "sömürüyü" icat etmesiyle,
Sosyal insan da aynı aczi ve zavallılığı hissetmeye başladığında,
Homo Sapiens'in bu "hayal gücü" devreye girmiştir hemen...
Sınıf baskısı, adaletsiz sosyal ilişkiler, sefalet, haklardan yoksunluk, umutsuzluk ve yığınların sömürenlere karşı güçsüzlüğü,
Onları mucizelere ve doğaüstü yaşam inancına götürmüştür...
Çünkü "reçeteyi" yine aynı sömürü düzeni vermiştir hep;
"Sömürü düzeninin getirdiği felaketlerden kurtulmanın yolu, tanrı, cennet, gökler saltanatındadır" diyerek...
Ödüllendirme "öte dünyadadır."
Uysal olursan, yazgıya boyun eğmeyi öğrenirsen ödül senindir...
Sen yeter ki sadece "İtaat et/Şükret/Dua et."
Hadi olmadı "Haram et"...
Ama sakın yönetenlerin canına, malına göz koyma,
"Tanrı onların belalarını verecektir elbet" falan filan...
İnsanlık tarihinin en büyük sömürü aracı, inançtır oysaki...
Ve din adamlarının sömürdüğü gibi sömürgeci bir devlet,
Asla kurulmamıştır yeryüzünde...
Bir cebine cennetin, bir cebine cehennemin anahtarını koyup,
Ve de kendilerini, anlattıkları o tanrı sanarak,
Her ne kadar 8.yüzyılda yaşamış Arap filozof "Kindi";
"Satanın sattığı aslında kendisinin olmaktan çıkar, alana geçer. Din satan dinsizdir" dese de bu tür laflar bunlara kâr getirmediğinden,
Din satmışlar, tanrı satmışlar, iman satmışlar, inanç satmışlar...
Ve halen de satmaya devam ediyorlar...
Oysa ki yazgına boyun eğmeyi vaaz eden tüm bu reçeteler,
Senin bu dünyayı ve kurulan sömürü düzenini değiştirmeni engellemek içindir.
Tanrı isteği ve iradesi değildir yaşadığın,
Seni yönetenlerin isteği ve iradesidir...
Camanbay Sato
Yorum Yok