logo

DEMİRDEN MAĞARA,KADIN RAHMİ MİYDİ ?

Taşları yerine mi oturtmak istiyorsunuz? 
Yalnız dikkat edin, beyniniz yanmasın (!) 
İçinizden “hadi be” diyenler olabilir. 
“Hadi lan” diyenler de olabilir.

Bu yazıyı yazma sebebine gelince, hala "Kuran Mucizeleri" diye tutturan ve ayetlerdeki çelişkiler üstünde gizem üretmeye çalışan ve esasen her şeyden bihaber olan kişilere ita-fen yazıyorum ve öte yandan ise, “lan bu nasıl Allah, böyle ayet mi olur? Tarzında yaklaşım sergileyen ve araştırma adına gram kendisine katkı sağlamamış ve çözümleme yeteneği sıfır olan arkadaşlara da gelsin.

Hadi başlayalım.

İslam'ın ortaya çıkaran etkenlerin başında kültürlerin ortak değerleri ve ortak hikayeleri gelir. Her şeyin temeli esasen mitolojidir ama İslam dininin var oluşunda en büyük etken Hristiyanlıktır. Hristiyan kültürünü var eden nedir diye sorarsak, o biraz daha ilginçtir. Onun için demire bakmak lazım ya da madenciliğe.

Demir eski mitlerde gökyüzünden inen bir armağandır. Hitit dönemine kadar, demir, gökyüzünden gelen taşlar ile elde edilirdi ve bu taşlar çok sınırlı olduğundan, inen taşların kendisinden her zaman da demir elde edilemediğinden kutsallığının sebebi, birincisi gökyüzünden gelmesi, ikincisi de az olmasından kaynaklıydı ve demirin geldiği yer ay olarak bilinirdi. Ay tanrısının yeryüzündeki insanlara bir hediyesiydi ve Ay’ın yarılma miti de buradan doğmuştur. Demir, sırdı, gizemdi, gizli bilgi idi ve aydan gelirdi. Ay yarılıp da içindeki gerçeği yer yüzüne sunardı ve bu da pek sık olmazdı. Kadim toplumlar için büyük bir mucizeydi.

Hititliler demiri dağdan çıkarmayı öğrendiler. 
Mağara kültü ve tanrıça kültü buradan esinlenmiştir. 
Mağara aynı zamanda kadının rahmiydi. 
Demiri işlemek ciddi bir emek ve simya bilgisi isterdi. Ana rahmi kutsal olduğundan oraya temizlenilmeden, ibadet edilmeden ve hatta tavaf edilmeden, namaz kılınmadan girilmezdi.

Mağaraya 12 kişi girer ve sadece cüzü miktarda demir alır ve sadece belirli zamanlarda o demiri işlerlerdi. Demirciler aynı zamanda kutsal kişilerdi. 
Ama demirin kötü bir yanı vardı. Oksitlenme (Paslanma) 
İlk zamanlar buna bir çözüm bulamadılar ama daha sonra yağı keşfettiler.

Yağ, demirin paslanmasını engellemiyordu sadece. Sıcak demire verilen yağ, ona karbon katarak sertleştiriyor ve semente ediyordu. Demir artık çelik olarak elde edildi. 
“Peki bütün bunların Hristiyanlıkla ne ilgisi var?” diyenlere.

Gökyüzünden gelen demir yer yüzündeki dağın içine gizlendi. 
12 kişi dualar ile, yeminler ile, abdest ve namazlar ile girip onu alıp işlediler. Onu mesh ettiler. O gökten gelen bilgi ve göğün sırrı, onun bir parçası ve hatta gökteki rabbin çocuğu idi.

Dağ, ilk zamanlar Kibele olarak yerini bulur insanın hikayelerinde ve daha sonra dağ, Meryem olur. Demir ise İsa olur ve yağ ise Mesh eden olur. 12 demirci 12 gök burcunu temsil ederek o gökteki 12 yıldıza dua ederek onlar adına mağaraya girerler. Tanrının Meryem’in rahmine verdiği İsa, dağın rahmine verdiği demirdir. Bu mit daha sonra Hristiyanlığa 12 havari, Şia-lığa 12 imam olarak geçer ve oradan da Aleviliğe geçer ama bundan önce zaten çeşitli toplumlarda alt yapısını oluşturur. Sümerlerde Babillerde yapılan "Ulul El bab" kapıları bu kutsal mağaraların, Meryem’in rahminin kapılarıdır.

Kibele ise Kâbe olarak Arap coğrafyasında figür olarak yer bulur ve üzerindeki Karataş aynı anda kutsal mağaranın ağzı ya da Meryem’in rahmidir. Bugün hacılar mesh olup, aklanıp paklanıp, dualar ederek gidip o kara taşın kendisini öpme nedeni ise tamamen bu ritüeldir. (Umarım birisi paylaşımın altına Karataş ve rahim benzerliği olan capsten atmaz. Mevzuyu biliyoruz zaten.) Buraya kadar olan kısım hac, Kâbe ya da namaz, mesh edilme, sünnet ritüellerinin temelini anlatır. 
Sünnet ritüeli dedim çünkü, demirciler ana rahmine girmeden önce sünnet de olurlardı. Bunun da nedeni cinsel bir arzuya karşı kendilerini cezalandırmaları idi. Yakın tarihe kadar hala sünnet olan Hristiyan papazlarının da sünnet nedeni buydu. Hatta bazı papazlar cinsel organlarını tamamen keserlerdi ve Meryem yani mağara veya dağın rahmini temsil eden her şeye karşı cinsel isteklerini körertirlerdi. Hristiyanlıkta rahibelere ve papazlara seks yasağının nedeni budur.

Sümerlerde ise durum daha terstir. 
Dağın rahmini temsil eden kadın bir rahmi olduğu için kutsaldı ve onların toplumunda, tapınak kadınları ile seks yapmak kutsal bir kazançtı. Çünkü onlar tanrıçanın yeryüzündeki gölgeleri idi.

İslam dinini doğuşu.
Yer Habeşistan. (Etiyopya)
Habeşistan’ın bir adı da köleler ülkesidir.

Tanrılarının adı Makah’dır. Bizim bildiğimiz Mekke.
Habeşistan’ın Mağrip kentinde Sebe (Sebiya) halkı yaşamaktadır. 
Kuranda geçen Sebe halkı. Sembolleri karında olan Sebe halkı. 
İslam dinine bu halk Sahabe olarak geçmiştir. 
Tanrıları da Mekke’dir. Esasen Mekke ismi sahabe halkının tanrısıdır. 
Peki nasıl oldu da Sebe halkı Arabistan’da Sahabe ve Makka Tanrısı da Mekke oldu? 
Yaklaşık 150 ile 200 yıllarında Mağrip kentindeki su bendi yıkılır. 
Yıkılması ile beraber çoğu kent ve kasaba sular altında kalır. Tarım yapılamaz hale gelir. İnsanlar o topraklarda su sebebi ile göç etmek zorunda kalırlar. (Sel baskını ile ilgili Süryani kroniklerinde ayrıntılı bilgi vardır.)

Habeşistan’dan çıkıp hicaz bölgesine yerleşen halk, Hicaz bölgesi, Nebati bölgesi, Mekke bölgesi olmak üzere çeşitli bölgelere yerleşirler. Gittikleri bölgelere Kabeler inşa ederler ve tarihe baktığımız zaman Arabistan’ın çoğu bölgesinde yaklaşık 100 adet Kâbe görürüz ve o Kabe yöneticileri de Sebe halkı olan sahabelerdir. Bu Kâbelerin en büyüğü taif’tedir ve bir tanesi de Petra şehrinde idi. Bu arada Petra adının bir anlamı da ana rahmidir. Ya da rahim. Bu bölge bir rahime benzediği için güvenli belde olarak Bekke ismini almıştır.

Bu halk, Habeş bölgesinin Aksum krallığının geleneklerini de beraberinde taşır ve gittikleri topluma yayar. Aynı zamanda Hristiyan/Yahudi inancına dayalı bir inanç şekilleri vardır. Kendilerine doğru dini yaşayan kişiler olarak lanse ederler ve su yüzünden göç ettikleri için aynı zamanda Sebe halkına, mağriplilere Mu’dan gelenler, Sudan gelenler diyorlar. Bu halkın halkın söylemleri de Muhammed söylemleri olur. Yani su insanının bilgisi anlamında. “Su insanının sözü” Bu arada bu su insanının da cemiyetleri vardır. Onların atalarının hikayelerini derleyen, toplayan, aktaran ve sadece onların şeriatlarına göre hüküm veren cemiyetler vardır. Bu arada Mağrip ismi güneşin alevi ya da batmakta iken sergilediği kızıllıkdır. Yani demirin tav olduğu halidir. Günümüzde İslam sanatında bu renkleri görürüz. Değerli karmati arman “Allahın rengi nedir?” diye sormuştu ve benim de o zaman yazmak istemesem de cevabım bu idi. Çünkü Mağriplilerin rengi buydu ve onlar bu inancın ilk kaynakları idi. İşlemelerindeki altın rengi güneşin rengini temsil eder.

Daha ilginç bir şey diyeyim. 
İslam devletleri daha sonra Mağrip şehrini şeytanın şehri ve mağrip ismini şeytan ile eşdeğer tuttukları gibi, onların rengini temsil eden altını da yasaklamıştır. Çünkü yazdıkları tarihe göre İslam dininin temellerini anlatan etkenleri yok etmeleri gerekiyordu.

Bir kişi çıkıp da biri ile bir anlaşmazlık yaşadığında bu cemiyete baş vurur ve cemiyetten çıkan karar aynı zamanda Muhammed’in sözü olarak aktarılır. Zaman içerisinde bu cemiyet tarafından alınan kararlar birer kanun olarak aktarılmış. O toplumun yasası ve Muhammed’in sözleri. Sizin aradığınınız Muhammed budur. Bu toplumun yayıldığı alan o kadar geniş ki ve yaklaşık 450 ile 500 senelik bir kültür oluşumu bölgede söz konusu olduğundan, bu yasalar kendi içinde bölgelere göre farklılık göstermek ile beraber, yorum farkına da sebep olmuştur. Süreç içinde yasalar kaleme alınmış ve bu yasalar genel olarak Akad lisanı üzerinden Süryani yazısı ile kaleme alınmıştır. Bölgeler arasındaki kıraat farklılıkları da söz konusudur ve 7 büyük kıraat üzerinden bu yasalar sözlü olarak okunup aktarılmıştır. Yasaların doğrulayıcılığı ise Yahudi şeriatı üzerinden Tevrat referanslı yapılmıştır.

İşte Habeşistan’dan gelen bu toplum, Anadolu’daki demir kültürünü mit olarak içinde barındırdığı için, bir inanç modelini yaratması hiç de zor olmamıştı ama zaman içinde, hikayelerin geldiği kökenleri unuttukları için, aktarılan bu hikayeler dini birer metin olarak kültürlerinde yerini buldu.

Şimdilik Bu Kadar….

 

Not: Yazıyı kısa ve dar tuttum. 
Geri kalan noktaları siz birleştirin. Her şeyi devletten beklemeyin!

 

Gören Erdoğan

Yorum Yok

Yorum Yapabilirsiniz

Kısa süreliğine yorum sistemi kapalıdır.