CEZAEVLERİ TANRININ SINAV MERKEZLERİDİR...
Ülkemizde çeşitli nedenlerle cezaevi görmemiş kaç kişi vardır acaba...
Besbelli,içeridekiler, dışarıdakilerden fazla ama ayırdında değiliz...
Ben yine de, "Mapushane" sözcüğünü duymuş ve bazı filimlerde izlemenin ötesinde,hiçbir bilgisi olmayanlara, bu "Dam" denen soysuzluğu biraz anlatayım ama dilerim kendileri bu zulmü yaşamazlar...
Şimdi sırası mı bu konunun diyecek olanlara peşin olarak söyleyelim ki, eğer şimdi sırası değilse, sizce sırası ne zaman acaba ?
Tayyibin kurtuluş reçetesi olan bu dandik ve gereksiz seçimden sonra sanırım mapushane sözcüğü daha pek çok ailenin gündeminde baş sırayı alacaktır..
Ey okuyucu ; ben cezaevleri araştırmacısı veya denetleme kurulu üyesi değilim...Doğal olarak sizlere ancak yaşadıklarımın sadece çok küçük bir kesitini aktarabilirim..
Okuyup okumamak, inanıp inanmamak size kalmış...
Askeri cezaevlerini konumuzun dışında tutacağız..
Zira anlatılacak pek bir önemli durumu yok (!)...
Neyini anlatalım..
Havalandırmaya çıktığımızda yaka düğmemiz açıldı diyerek Sabancı'nın ürettiği sağlam coplarla coplanarak kıvrandığımızı mı ; yoksa iki kişi birbirine sesini yükseltti diyerek 180 kişinin sıra dayağından geçirilmesini mi ?
Yani anlatılacak pek bir şey yok...
Hepsi olağan davranışlar...
Belki olağanüstü davranışları merak edersiniz diyerek bir örnek vereyim...
Kapısı parmaklık olan dört metrekarelik bir hücreye dört kişiyi sokarlar ve yanlarına da bir peynir tenekesi koyarlar,tuvalet ihtiyacı için..O tenekeye yapar ve o tenekenin yanında yatarsın..
Gündüz üç öğün coplarlar, gecede bağırarak uyutmazlar...
Kısaca, askeri cezaevleri anlatmaya değmez...!!!
Sizlere yaşadıklarımın çok küçük bir kesitini yansıtacağımı söylemiştim...
Mamak'tan, şimdi kapatılan Ulucanlar Merkez Cezaevine girdiğim de, merdiven altında her içeri düşene yapılan "Hoşgeldin dayağı" bana atılmadı...
Jandarma uyardı : "Siyasi"dir...
Koğuşa vermeden önce "Tecrit"e sokarlar...Yüzlerce kişinin yattığı yatağa elbiselerinle uzanırsın..Birkaç kişi daha vardır ve herkes birbirinden kuşkuludur..Gece herkes tavşan uykusundadır..Saldırıya uğramaktan değil, lağım fareleri kulağını burnunu yemesin diye...Zaten, her yanı açık olan tuvalete de zorunlu otururken,bacaklarının arasından biri girer kubura,biri çıkar..Pantolonun paçalarını çoraplarının içine sokarak hiç hareket etmemen gerekir...
Ve koğuşa verirler ki, dışarıda asla karşılaşmayacağın insanlarla ve kurallarla karşılaşırsın..Neyse ki, bizim gibi askeri cezaevinden gelmişlere hiçbir şey dokunmuyor..Koğuş ağalığını ve koğuşun ihtiyar heyetinin gücünü ıskalamadan buradan da kısa bir örnek verip geçelim..
İki arkadaş tuvaletin ana kapısının önünde konuşurlarken,biri kolunu kapının diğer kanadına koymuştur ve siz içeri girecekken,kolunu indirmesini söylersiniz..."Geç altından" der..
Ne var bunda diyebilirsiniz ama kazın ayağı hiç de öyle değildir..Eğer siz biraz eğilir de kolunun altından geçerseniz ; babamın “paranın önünde bir kez eğilirsen, bir daha doğrulamazsın” sözünü doğrulatırcasına,bir daha doğrulamazsınız...
İşte bunu bilerek, ilk hamleyi siz yapıp gırtlağına çökmelisiniz...
Yoksa, tahliye olana kadar sürekli ezilirsiniz...!!!
Gelelim "E " Tipi cezaevlerine...
Bizim zamanımızda "F" Tipi, "L" tipi diye cezaevleri olmadığından o konularda ne yazık ki sizleri aydınlatamıyorum...Ancak, E tiplerinde koğuşa gidene kadar üç demir kapıdan geçiliyorsa, bu "F-L" tiplerinde 8 kapıdan geçiliyor ve çok daha sıkı güvenlikli...Güvenlik demişken söyleyelim..
Eğer "E" tipi bir cezaevinden bir mahkum kaçıyorsa, bu ancak cezaevinden bir değil, bir kaç yetkilinin organizasyonu sonucu belki olabilir...
Cezaevine yeni girenleri bir iki günlüğüne hücreye koyarlar..Hücrelerin ön cephesi parmaklıktır..İçerisini görmeleri için...Bir yatak,bir lavabo ve açık tuvalet..Özel olarak sabah çorbası soğuk gelir..Bir gün kapuska,bir gün bulgur pilavı gelir..Ancak,bulguru yerken dikkatli olunmazsa,diş kaybedilebilir...
Hücre sürekli soğuktur...Penceresizdir..Az bir gün ışığı alır..Yeni gelenleri ayrı hücrelere atarlar ama uygun koğuş bulunduğunda hemen çıkarırlar...
Beni üç ay tuttular hücrede....
27 gün ise hiç havalandırmaya da çıkarmadılar...
Ellerim öyle buruştu ki, kendi elimi tanıyamaz olmuştum..
Ama hak etmiştim...
Düşünce Suçlusuydum...(!)
Artık koğuştayım..
24 kişilik koğuşta üç katlı ranzalar şeklinde 8 ranza var...
Alt kat yemekhane ve kırk metrekarelik bir avuç gökyüzü altında ki havalandırma...
Bulaşık ve temizlik sırayla...
Tuvaletler koğuş ve tüm temizlik o gün görevli olan iki kişi tarafından yapılır..
Bu koğuşta da tek siyasi ben olduğum için, önce farklı bir yaratık gibi yaklaşmadılar bana...Sonra baktılar ki, ben onları yemiyorum veya ısırmıyorum,yavaş yavaş bana "Geçmiş olsun" demeye başladılar...
Sürekli mimari yapıdan sözetmeyelim de, biraz da insanların konumlarını anlatayım...Çoğunluk,uyuşturucu ve silah kaçakçısı..
Üç tane de, birkaç kişiyi "Temizlemiş" suçsuz olanlar vardı..
En az ceza alan 24 yıl almıştı..
En ilginci de, tüm bu kaçakçıların beş vakit namaz kılmalarıydı...
İçlerinden biri yemekhanede benim neden namaz kılmadığımı sordu..."Günahsızım" dedim...
Daha sonra,bir kaç kişi namaz kılmam için ısrarcı oldular...
"Namaz kılarsam tahliye olacak mıyım ?" diye sordum..
Yüzüme şaşkın bakarak "Yoo neden olacakmışın ki" dediklerinde de, öyleyse,hiç anlamı yok diyerek konuyu kapattım...
Bir ay sonra namaz kılanlar yarıya inmişti..
Benim suçum yok, kendileri bıraktılar...!!!
Şimdi yeni yapılan cezaevleri daha değişik boyutlarda ama ben görmedim...Zaten oraları da "Zulümhane" başlığı ile sevgili Mustafa Balbay mükemmel anlatıyor...Okumak gerekli...
Öyleyse,ben size çok merak edilen "İmralı Yarı Açık" cezaevini anlatayım...
Ancak, benim dönemimde ki durumu anlatmamın bir anlamı kalmadı..
Zira şimdi Göktanrı'nın özel bir "Cennet" olarak yarattığı bu adada gerçek terör örgütü başı bebek katili ikamet ediyor...
Ve siz,yandaş ve yalaka basından izleyerek, bu adanın cezaevi olduğunu sanıyorsunuz değil mi ?
İşte ilk yanılgı buradan başlıyor...
İmralı, gerçek anlamda cennet..Hani ölünce gidebilmek için bin türlü atraksiyon uyguluyorlar ya, özünde cennet İmralı ama bizleri sürekli kandırıyorlar...
Üzüm bağlarından,her türlü meyva ağaçlarına, küçük büyük baş hayvanlardan ormanlara,plajlara ve biraz yukarılara çıkınca görülen olağanüstü manzaraya kadar ve güneş batımının efsaneleştiği İmralı, gönüllü yatılacak bir yer...
Ve ne diyor bebek katilinin adamları " Önderimiz normal bir kapalı cezaevine alınsın"...Ve bu cahil halk,ve bu kandırılmış halk ve bu yalaka medyanın yalan bombardımanına tutulmuş halk ve sadaka için onurunu bile pazara çıkaran halk, bu soytarılıklara inanıyor ve sanıyor ki başkatilin durumu çok kötü...Sanki İmralı'da bunu hücreye atmışlar...
Keşke atabilselerdi..
Zira oranın hücreleri,kapalı cezaevine benzemez...
Denizden doğru yavru kedi büyüklüğünde lağım fareleri gelir..
Genellikle kadrolu olanları üç tanedir..
Eğer günlük bir ekmek olan nafakanızın yarısını onlarla paylaşmazsanız, sabaha kulağınızın yarısını bulamayabilirsiniz...
Cuma günleri görüş günüdür ve görüşler doğal olarak açık yapılır ve akşama kadar sürer..Sürmek zorundadır zira İstanbul Mudanya arasında çalışan yolcu gemileri bir sabah uğrar ve birde dönüşte akşam uğrar..
Sizlere İmralı hakkında çok daha fazla bilgi vermek isterdim ama şu an bu "cennet" ada, kirletildiğinden artık sözünü bile etmek istemiyorum...
Ey okuyucu ; bu bilgileri aktarırken biraz ironi,biraz komedi çorbası yapmaya çalıştım..İyi bir ahçı olmadığım kesin ama cezaevi anıları, askerlik anılarına benzemez...
İnsanın içini öyle acıtır ki....
Sözcükler çaresiz kalır...!!!
Yorum Yok