logo

ATEİST SUÇLAMALARI...

METİN DEMİRCİ’NİN ATEİST SUÇLAMALARINA CEVABIMDIR

“Metin Demirci

5 Eylül 2021

ATEİSTLERİN ALLAH'I KİM YARATTI, TUZAK SORUSUNU 35 DELİLLE CEVAPLIYORUZ,

Nasibi olan alır inşaallah. Gayret bizden, netice ise Rabbimizdendir.”

-----------------------

1. “Evvela, yaratıcının varlığı kabul edildikten sonra, özelliklerinin bir kısmını bilmemek O’nun yokluğuna delil olamaz. Bir yazarın mesela Dawkins’in yaşamına ve karakter özelliklerine dair incelikleri bilmesem de o kitabı onun yazdığını bilirim. “Bu kitabı kim yazdı?” sorusunu cevaplamak için bu kısıtlı bilgi yeterlidir. Aynen bunun gibi, “Bu kainatı kim yarattı?” sorusuna “Allah yarattı” cevabını verdikten sonra, O’nun hakkında bazı bilgi eksikliklerimizin varlığı, O’nun yokluğuna delil olamaz. Bu bilgisizliğimiz Yaratıcı hakkında bilgi eksikliğimizin olduğunu ispat eder, Yaratıcının yokluğunu değil.”

-------CEVAP-------

-- Ortaya hiçbir somut delil ortaya koymadan, sorgulamadan, peşin peşin Allah’ın varlığını kabul etmişsin. Allah'ın varlığını delilleri ile somut ve bilimsel olarak ispatlayıp ortaya koydunuz mu ki özelliklerini bilelim ve kabul edelim? Varlığını ispatlayamadığınız ve tahayyül ettiğiniz Allah'a kendiniz özellikler atfetmişsiniz. Yani Allah’da var dediğiniz özellikler, var olduğunu sandığınız Allah'a değil sizin tahayyül edip atfettiğiniz özellikler.

Dawkins bilinmeyen soyut bir bir varlık değil ki… Dawkins’in varlığından ve yaşadığından somut olarak eminim. Dawkins’i görebiliyorum, konuşabiliyorum, ulaşabiliyorum ama Allah'ın varlığından değil yokluğundan eminim. Çünkü göremiyorum, konuşamıyorum ve ulaşamıyorum. O yüzden Allah'ın varlığını ispatlama adına Dawkins’i örnek göstermeniz çok saçma. Uygun örnekler değil. Biri somut ve ispatı mümkün biri soyut ve ispatı yok. O yüzden Dawkins üzerinden var dediğiniz Allah'ın, var ettiğiniz özelliklerini açıklayamazsınız. Varlığına somut ve bilimsel delil ortaya koyamadığın Allah'ın, yokluğuna delil olmaz deyip var olduğunu kabul etmemizi istiyorsun.

-----------------------

2. “Sorudan da anlaşıldığı üzere kainatta var olan her şey “yaratılmıştır.” Bu her şey belli kanunlar dahilinde, belli bir boyutun özelliklerine göre yaratılır. Bu evren için kanun şartlarını koyan, o kanunlara dahil değildir. Sandalyeyi yapmak için çivi, tutkal, çekiç, tahta kullanan ustanın çivi, tutkal ve tahtadan oluştuğunu ya da çekiçle, testereyle oluşturulduğunu iddia etmek saçmalıktır. İki boyutlu bir karikatürün çizeri de iki boyutludur demek imkansızdır. Camı yapan ustanın cam gibi şeffaf olduğu söylenemez. Bunun gibi yaratılmış olan kainatın ustasının da “yaratılmış” olması gerekmez.”

-------CEVAP-------

-- Nereden biliyorsun Kainatın yaratıldığını? Belki de Kainat zaten hep vardı. Nasıl ki “Allah” için o yaratılmamıştır, o zaten hep vardı” diyorsunuz ya belki de “hep var olan Allah” değil de kainattır. Velevki kainat yaratılmış olsun. Nereden biliyorsun Kainatı, Kur'an'ın ve sizin Allah dediğiniz Tanrının yarattığını? Var mı buna dair somut ve bilimsel deliliniz? Yok! Cevabını bulamadığınız soru ve sorunun, varsayımlar üzerinden “Allah diye biri var, öyleyse o yarattı” demenin neresi mantıklı? Dünya’da 4300’den fazla din ve binlerce Tanrı var. Tanrı varsa bile belki de başkalarının inandığı Tanrı yarattı? Ayrıca konumuz Kainatın içindekilerin nasıl yaratıldığı ve Kainatın kanunları değil. Konu Tanrının varlığı, Kainatı kimin ve nasıl yarattığı. Bu Evren için kanun ve şartlarını ille de birilerinin koyması gerekmiyor. Kainat kendi kendine var oldu ise ya da Kainat zaten hep var idiyse, Kainatın kanunlarının da Kainatın şartları dahilinde oluşması pekala mümkün. Kainatın içindeki tüm maddeler, elverişli şartlar dahilinde, Kainatta yeni malzemeler kendiliğinden oluşacaktır. Örneğin yıldızların çarpışması sonucu yeni yıldız ve cisimlerin meydana gelmesi gibi. Yıldızların yok olarak, içine çökerek yeni yıldız ve cisimler oluşturması gibi. Kainatı oluşturan maddeler inorganik maddelerdir. Bu inorganik maddeler şartların uygun olması durumunda pekala organik maddeler, biyolojik canlılar üretebilir. Size tavsiyem şu mantığı asla aklınızdan çıkarmayın.

Hawking: Evreni kim yarattı?

Papa: Tanrı

Hawking: Tanrı’yı kim yarattı?

Papa: Tanrı’nın yaratana ihtiyacı yoktur.

Hawking: O HALDE YARATANA İHTİYAÇ DUYMADAN YARATILMAK MÜMKÜN!

Evrene sebep arıyorsun da Tanrıya neden sebep aramıyorsun? Ayrıca Tanrı için “var” demekle onu varlık, dolayısı ile var edilmiş haline getirdiğinizin farkında mısınız?

-----------------------

3. “Allah sonsuzdur, diğer bütün varlıklar ise sonludur. Sonsuz olan Allah’ın bir başlangıcının olduğunu iddia etmek imkansızdır. Sonu olmayanın başlangıcı da yoktur. Allah’ın yaratıldığını iddia etmek de O’nun bir başlangıcı olduğunu iddia etmektir aslında. Bu durumda başlangıcı olmayan Sonsuz Allah’ın bir yaratılma başlangıcından bahsetmemiz imkansızdır.”

-------CEVAP-------

-- İspatlayamadığınız ve varlığını peşinen kabul ettiğiniz Allah'a hemen sonsuz özelliğini yapıştırmışsınız. İspatlayın da kendisine soralım bakalım, sonlu mu, sonsuz mu? Eğer sonsuz olmak mümkünse Kainat neden sonsuz olmasın? Pekala Kainat kendi içerisinde dönüşerek sonsuz olabilir. Kaldı ki madde enerjiye, enerji de maddeye dönüşür. Bu döngü de zaten sonsuzluk demektir.

Siz Tanrıya “var” dediğiniz anda zaten ister istemez bir başlangıç atıyorsunuz. “Yaratılma anı = Var edilme anı = Başlangıç noktasıdır.”

Oysa size göre Tanrı, öncesizdir, ezelidir, başlangıcızdır. Yani “hiç başlamamış olandır.” Hiç başlamadığı için de aslında; “hiç var olmamış olandır.” Çünkü “var olmanın” kaçınılmaz ilk koşulu, bir “Var olma anına” sahip olmaktır.

Yani… Bir “Var olma anına” sahip olmayan, başlamayan VAR OLAMAZ!

O halde Tanrı ya hiçbir zaman var olmamıştır ya da Tanrı, bir “var olma anına” sahip olarak var olduysa, zamanda bir noktada var oluşunun gerçekleşmesiyle, “Ezeliyet” (başlangıcı olmama) niteliğini yitirmiştir.

Ezeli olamayan Tanrı, Tanrı olamayacağına göre yok demektir.

-----------------------

4. “Bu soruyu soran maddecilere göre madde ezelidir. Eğer madde ezeliyse, sayısız atom ve atom altı parçacıklardan oluşan bu kainatın her bir parçacığı da ezeli olmalıdır. Bir tek yaratıcının ezeli olduğunu kabul etmeyip, trilyonlarca parçacığın her birinin ezeli olduğunu savunmak parçacıklar adedince saçmalıktır.”

-------CEVAP-------

-- Bilim kainatın başlangıcını halen araştırıyor. Ama bilim henüz bunun cevabını bulamadı diye Kainatın başlangıcını bir bilinmeyene, ilahi bir metafizik olaya atfetmiyor, bağlamıyor. Bilim cevabını bulamadığı bir konuda henüz bilmiyoruz diyor. Sizler gibi Allah diye hayali bir varlığı, çok bilinmeyenli bir denklemin X, Y, Z unsuru veya jokeri olarak kullanmıyor. Ayrıca Kainata ezeliyet arıyorsun ve ezeliyeti (başlangıcı) yoksa yok hükmünde diyeceksin. E Allah’a ezeliyet atfetmekle Allah'ı da yok hükmüne koymuş olmuyor musun?

-----------------------

5. “Her sürecin bir başlangıcı vardır. Bu kainat sürecinin de bir başlangıcı vardır. Eğer bir ezeli varlık olmazsa, varoluş silsilesi sonsuza kadar devam ederdi. Eğer yaratıcının yaratıcısı var denilirse, onu yaratanın bir yaratanı, öbürküsünün, ondan öncekinin, daha öncekinin birer yaratanının olduğu sonsuza kadar iddia etmek zorunda kalırdık. Mantıken mutlaka bir yerde durmamız gerekir. O halde durduğumuz o nokta ancak ezeli yaratıcının varlık noktası olacaktır. Diğerlerinin tamamı ise yaratılmış olacak ve dolayısıyla da onların “yaratılmamış olan ezeli Allah” olmadığı anlaşılacaktır.”

-------CEVAP-------

-- “Evrenin sebebi Tanrıdır” demenin, nedenler zincirini bitirdiği zannedilir. Halbuki bu noktada “Tanrı’nın sebebi nedir” sorusu çok rahatlıkla sorulabilir. Bu soruya şartlanmış bir şekilde “Tanrı’nın sebebi yoktur” veya “Tanrı kendi kendisinin sebebidir” derler. Fakat bu bir açıklama değildir. Çünkü eğer bir şey sebepsiz olabiliyorsa ya da kendi kendisinin sebebi olabiliyorsa, o zaman bu kişi evrene niye sebep aramaktadır? Pekala, evren de kendi kendinin sebebi olabilir. Belki de sebepsiz ve başlangıçsız olan veya kendi kendisinin sebebi olan şey evrenin kendisidir. Eğer evrene bir sebep ve başlangıç aranması gerekiyorsa Tanrı’ya neden bir sebep ve başlangıç aranması gerekmediğini açıklaması gerekir. “Eğer ezeli bir varlık olmazsa, varoluş silsilesi sonsuza kadar devam ederdi” demekle olmayan bir varlığı yani Tanrıyı bizzat kendinizin yarattığınızın farkında değil misiniz? Ayrıca “O halde durduğumuz o nokta ancak ezeli yaratıcının varlık noktası olacaktır.” Demekle Tanrı’ya da bir varlık ve başlangıç atfediyorsunuz. Yani Tanrı’yı bizzat kendiniz yaratıyorsunuz.

-----------------------

6. “Kuantum fiziği alanındaki çalışmalar ortaya koymaktadır ki, karanlık madde ve karanlık enerji olarak adlandırılan ve kainatın yüzde 99’una denk gelen madde-enerji karışımını oluşturan parçacıklar, daha önce yokken yani “öncesizken” bir anda var olmaktadırlar. Trilyonlarca parçacığın önceki bir sebebinden bahsedemiyorsak, elbette bir tek yaratıcı da öncesiz olabilir.”

-------CEVAP-------

-- Karanlık maddenin daha önceden olmadığını veya Kainat içerisinde dönüşerek var olmadığını nereden biliyorsunuz? Bilim bunu ortaya koyamamışken ve karanlık madde hakkında açıklama yapmamışken, bilim adına tahminde mi bulunuyorsunuz? Bu konuda otoriteniz mi var?

-----------------------

7. “Kainat gerçekliğindeki bazı olayların sebepler zincirinden azade olduğu açıktır. Mesela güneşin ışığının kaynağı başka bir yıldız değil güneşin kendisidir. Ayın ışığını Güneşten almasına bakıp, buradaki sebep sonuç ilişkisini takip ederek güneşin de ışığını başka bir yıldızdan aldığını iddia etmek imkansızdır. Mesela ilk hücreden önceki hayat sahibi canlı mahluku arasak da bulamayız. Çünkü ilk hayat sahibinden önce hayat sahibi bir biyolojik varlık yoktur. O ilk hücrenin var oluşu uzaylılar gibi canlı ve şuurlu varlıklarla açıklanırsa, o uzaylı canlının da bu kainat şartlarına göre yaratılmış olan o uzaylıların da öncesi olmayan bir ilk hayat kökenine ihtiyaç duyacağı kesindir. Allah’ın varlığı için de O’ndan bağımsız bir başka yaratıcı sebebin olması gerekmez. Güneşin ışığının güneşin kendisinden kaynaklanması gibi O’nun varlığı da kendisinden kaynaklanır.”

-------CEVAP-------

-- Öncelikle Güneş’in ışığı kendisinden kaynaklansa da Güneş de kainattaki başka yıldızların çarpışması, içine çökmesi gibi dış kaynaklı bir oluşumdur. Tıpkı Dünya gibi… Kainattaki tüm madde bir yok oluş, var oluş zinciri içerinde değişim döngüsündedir.

İlk hücrenin nasıl oluştuğu bellidir. Dünyada var olan ve canlılığı oluşturan maddeler inorganik (cansız) maddelerdir. (Su, Mineraller, Asiler, Bazlar, Tuzlar) Bu maddelerin, şartlar gereği bir araya gelmesi sonucu ilk canlılar (hücreler) oluşmuştur. Yani ilk canlıyı oluşturan hayat sahibi uzaylılar, canlı ve bir biyolojik varlık değil cansız varlıklardır. Bunları yazmadan önce keşke ilk hücre ve moleküllerin oluşumu yazıp internette aratsaydınız. Hem yazı hem video olarak var. Evrim Ağacı sitesinde bulabilirsiniz.

-----------------------

8. “Bazı kavramların daha öncesinden bahsetmek imkansızdır. Mesela yarışmanın birincisinden önce gelen bir yarışmacı olamaz. Arabayı çeken başka bir araba yoktur. Lokomotifi çeken başka bir lokomotifin varlığından bahsedemeyiz. Kitabın birinci sahifesinden önce bir birinci sahife yoktur. Cumhurbaşkanı bir başka Cumhurbaşkanından emir almaz. Bütün bu örnekler gibi “öncesi olmayan” EZELİ ALLAH’ın öncesinde var olan bir yaratıcıdan bahsedemeyiz.”

-------CEVAP-------

-- Her zamanki gibi somut ile soyutu karşılaştırmışsınız. Verdiğiniz örnekler hem yersiz hem tutarsız. Tanrı yarışmacı mı ki öncesi olmasın? Kaldı ki kıyas yanlış. Verdiğiniz örnekte ortada somut olarak yarışmacılar var. Haliyle bu yarışmacılar arasından 1nci çıkacaktır. Siz de Allah’ı (Allahları) ortaya koyun, yarıştıralım. 1nci ortaya çıksın ve diyelim ki bu birinci Allahtan önce Allah yoktur! Arabayı ve Lokomotifi çeken her zaman başka birinciler vardır. Koyarsın 1ncinin önüne başkasını, 1nci araba 2nci olur. Öne koyduğunda 1nci. Cumhurbaşkanı başka bir Cumhurbaşkanından ve ya parlamentolardan emir alır! Mantıksız önerme! Kitabın 1nci sahifesinden önce koyarsın bir sahife, bu kez o 1nci olur. Bu böyle sürer gider. Dediğim gibi siz önce somut olarak Allah’ı ortaya koyun sonra hangi Allah’ın birinci olduğuna bakarız.

-----------------------

9. “Zıtların birleşmesi imkansızdır. Siyah aynı zamanda beyaz olamaz. Canlı bir varlık aynı zamanda ölü değildir. Aynı anda sıcak, aynı anda soğuk bir arada bulunamaz. Sonsuz aynı anda sonlu olamayacağı gibi başlangıcı olmayan ezeli Allah da aynı zamanda başlangıçlı fani bir yaratılmış olamaz.”

-------CEVAP-------

-- Bu verdiğiniz örneğin Allah’ın varlığına ispatı ile ne alakası var? Peşin peşin Allah var kabul edip verdiğiniz örneğe göre Allah’ın öncesi olamaz diyorsunuz. Bu Allah’ın varlığını ispatlamaz ki.

-----------------------

10. “Zaman kavramı yaşadığımız bu kainatın 4. boyutuna verdiğimiz isimdir. Sicim teorisine göre en az 10 boyutlu bir kainatta yaşadığımız açıkça ortaya konulmaktadır. Buna göre bir üst boyuttaki varlık bütün alt boyutları ihata eder, kuşatır. Zaman boyutunun üstünde olan ve ondan bağımsız olup onu idare eden Allah, aynı zamanda zaman boyutunun sınırlamalarına dahil olamaz. Film şeridinin dışında olan ve o şeritteki karelerin bütününü kuşatan bir yönetmen gibi, Allah için de zaman şeridinde bir başlangıç tayin edilemez. Uzunluk ve genişliği olan bir 2 boyutlu bir şuurlu varlık, 3. boyuttaki bir şeklin derinlik gerçeğini kavrayamaz. Bizler de zaman boyutuna bağımlı olarak yaşayan varlıklar olarak zamansız bir üst boyutu yani “ezeli” olmayı kavrayamayız.”

-------CEVAP-------

-- Yine Allah’ın peşin olarak varlığı şartından yola çıkarak örnek veriyorsunuz. Allah’ı boyut konumuna sokarsanız, “Allah’ı ihata eden boyut ne?” sorusu ile karşılaşırsınız. Başlangıcına zaman tayin edemiyorsan yok hükmündedir. Yönetmen filme somut olarak müdahildir ve yönetilenler ile somut olarak iletişim halindedir. Peki Allah aynı konumda mı ki yönetmen örneğini veriyorsun? Kaldı ki birinci boyutta olan 2, 3, 4 vb. boyutlardan bahsedebiliyorsa, Alt boyutlar, üst boyutların somut olarak farkında demektir. Bahsedemediğin ve kavrayamadığın ise zaten yok hükmündedir.

-----------------------

11. “Einstein’ın görelilik kuramına göre ışık hızına erişen birisi için zaman durur. Işık hızına erişemeyen diğer varlıklar ise bu süreçte yaşlanmaya, zamanın değişimlerini daha hızlı bir şekilde hissetmeye devam eder. Biz bu arada ışıktan daha hızlı parçacıkların da olduğunu biliyoruz. O parçacıkların varlığı zamanda geriye gidilebileceğini de göstermektedir. Çünkü ışık hızından daha hızlı yol alan bir varlık için geçmişe yolculuk etmek hiç de zor olmayacaktır. Einstein’a göre ışıktan daha hızlı bir varlığın kütlesi “sonsuza” yakın olacaktır ve bu da onu zamandan bağımsız kılacaktır. Yüz milyonlarca ışık yılı genişliğindeki bu evrende fotonları ve onlardan hızlı parçacıkları, galaksileri, gezegenleri, yıldızları aynı anda ve her an hareket ettiren yaratıcının değil ışıktan; evrendeki bütün parçacıklardan ve kürelerden, evrenin her bir parçacığını aynı anda idare edecek derecede hızlı olması gerektiği açıktır. Böyle sonsuz süratli bir yaratıcının ise zamanda bir başlangıçla sınırlandırılması imkansızdır.”

-------CEVAP-------

-- Hem yaratıcı kendi yarattığı kanunlara tabi değildir diyeceksiniz hem de yaratıcıyı yarattı dediğinin zaman, kütle ve ışık hızı ile kıyaslayacaksınız. Kaldı ki ışık hızı şimdilik bilinen en en yüksek hızdır. Bu ışık hızından daha büyük hızların olmayacağı anlamına gelmez. Parçacık fiziğindeki takyonlar ışık hızından daha hızlıdırlar teorisi ispatlanmamış olsa da varsayım olarak kabul edilmektedir. Sizin “varlıkların hepsinden hızlı olması gereken bir varlığın olması gerekir. O varlık da yaratıcıdır” demeniz hem varsayım hem de kısır döngüdür.

-----------------------

12. “Kainat ve varlığımıza dair pek çok şeyin mahiyetini bilemeyiz. Ama onların varlığını biliriz. Mesela kainatın yüzde 99’unu oluşturan karanlık madde ve enerjinin, ya da duygularımızın veya yer çekimini oluşturan parçacıkların veyahut da yaşamın mahiyetini tam olarak bilemeyişimiz onların yokluğu anlamına gelmez. Kainattaki yaratma ve icraatlarıyla kendini gösteren zatın varoluşunun mahiyetini bilemeyişimiz de O’nun yokluğuna delil olamaz.”

-------CEVAP-------

-- “Mahiyetini bilemeyiz ama varlığını biliriz.” Dediğiniz çok şey neden-sonuç gereği somut olarak bilinmektedir. Örneğin Güneş ve ışığı, ışık ve ısıyı görmediğimiz halde nasıl ısıtır? Güneşi somut olarak görüyoruz. Işığı oluştuğunda ısısını tenimizde hissediyoruz. Bu yüzden ısıyı sonuç olarak görüp hatta ölçümleyebiliyoruz. Aynı şekilde duyguları da tanımlayabiliyoruz ama duygunun kaynağı olan insanı somut olarak görebiliyoruz. İnsanı söz, hareket ve tavırlar ile duygusunun ortaya çıkmasını sağlayarak deneyebiliyoruz. Yerçekimi, enerji, parçacık vb. neden veya kaynağı somut olarak görüyor ve deneyimleyebiliyoruz. Bu deneyleme sonucunda var veya yok diyoruz. Siz Allah’ı neden olarak gösteriyorsunuz ama Allah'ı göremiyoruz ve deneyemiyoruz. Ama sizin verdiğiniz örneklerde “neden olan” şeyleri somut olarak görüp deneyleyebiliyoruz.

-----------------------

13. “Bin yıl öncesine gitsek ve elimizdeki cep telefonunu o dönemde yaşayan insanlara göstersek kim bilir o alet hakkında, onun gerçekliğiyle alakalı olmayan ne masallar üreteceklerdir. Bu söylenenler o cep telefonunun mahiyetini değiştirmez. Yaratıcının varlığı hakkında bugünün insanları ne söylerse söylesin O’nun mahiyeti olması gerektiği gibidir ve bu mahiyet birkaç bilmez ateistin söylediklerine göre şekillenmez. Kesin olan O’nun varlığıdır.”

-------CEVAP-------

-- Yine aynı hatayı yapıyorsunuz. Somut ile soyutu karşılaştırıyor, somut üzerinden örnek verip soyutu kabul etmemizi istiyorsunuz. Bundan bin yıl önceki insana SOMUT olarak telefonu gösterip, verip onu ve mahiyetini anlayamayacağını söylüyorsunuz. Bu örnekte telefon ile Allah’ı özdeştiriyorsun ve onu anlayamayacağını vurguluyorsun. Bin yıl önceki insan görüp, dokunduğu telefonun mahiyetini anlamasa da bin yıl sonraki insan telefonun yaratıcısı oldu. Güzel kardeşim sen bin yıl önceki insanın eline SOMUT olarak verdiğin cep telefonu gibi şimdiki zamanın insanlarına da SOMUT olarak ver Allah’ı, göster, mahiyetini anlamasak da inanalım. 1400 yıldır SOYUT (olmayan, elle tutulup, gözle görülmeyen) olarak “Allah var” diyorsunuz ve mahiyetini anlamamızı istiyorsunuz.

-----------------------

14. “Bütün dillerde cümleler en az bir Özne (Subject-Fail) ve bir Yüklem’den (Predicate-Müsned) oluşur. Bir örnek cümle verelim:

Ali geldi.

Bu cümle bir Ali öznesinden ve fiil soylu bir “geldi” yükleminden oluşur. Bu cümlenin öznesi Ali’dir. Bu durumda “Ali öznedir peki Ali öznesinin öznesi nedir?” sorusu anlamsız olur. Çünkü zaten Ali bu cümledeki “geldi” fiilinin yapıcısıdır ve bu fiilin öznesidir. Yüklemin öznesinin öznesi olması gramer kurallarına aykırıdır. Bu arada Ali kelimesinin önüne koyacağımız bütün zamirler sıfata dönüşecektir. Örneğin:

O Ali geldi.

Hangi Ali? = O Ali

Görüldüğü gibi buradaki O kelimesi zamir değil sıfattır. Yani gramer olarak “isim” olan Ali kelimesine bir “özne” isnat etmemiz asla mümkün değildir. Yüklem dışında Özne’den etkilenen unsur ise “nesne”dir.

Allah da kainat cümlesindeki “yarattı” yükleminin mutlak öznesidir. Bu sebeple zaten özne olan Allah öznesinin başka bir öznesi olamaz. Çünkü özne öznenin değil, yüklemin belirttiği işin yapıcısı olabilir ancak.”

-------CEVAP-------

-- Yine somuttan örnek verip soyutu kabullenmemizi istiyorsun. Ayrıca “Ali öznedir peki Ali öznesinin, öznesi nedir?” sorusu anlamsız olur.” Diyorsun. Elbette anlamsız olur. ????Çünkü bu cümlede özneye, “özne değil eylemi işleyen faile, fiil sorulur!” Çünkü fail yani özne yani Ali bellidir. Yani “Ali’nin öznesi (kişisi) Ali midir diye sorulmaz.” Ya ne sorulur? “Geldi” fiiline, eylemine “Kim?” Diye sorulur. “Kim geldi?” denir. “Nereye geldi?” denir. “Ne zaman geldi?” Denir. “Nasıl geldi?” Denir. “Neden geldi?” Denir. Yani özneye, eylem ile, fiil ile ilgili sorular sorulur.

Eğer sen “Yaratıldık, yarattı” dersen; sana sorulacak sorular, “Kim? Nerede? Ne zaman? Nasıl? Neden?” sorularıdır. Verdiğin örnekte Ali SOMUT, Allah ise SOYUTTUR! Ali öznesi duyular ile algılanıp deneyimlenebilir ama Allah öznesi duyular ile algılanıp deneyimlenemez. Örneğin Ali’ye git bir daha gel görelim ve geldiğine şahit olalım gibi iletişim kurabilirken, Allah’a bir daha yarat görelim ve yarattığına şahit olalım diyemezsiniz. Deseniz de 1400 yıldır deniyor ama ortada iletişim kurulacak SOMUT olarak Allah yok! Soyut olan Allah’a aynı soruları sorduğumuzda ise kendini var edip de iletişim kurup da cevap alamıyoruz. Ayrıca arapça gramer ile yazılmış bir kitabın Allah’ını, Türkçe gramer ile ispatlamaya çalışmanız, karşınızdakini en hafif deyimle “aptal” yerine koymaktır. Kısaca örneğiniz, önceki örnekler gibi hem anlamsız hem akli ve mantıklı değil.

-----------------------

15. ““Kelime kökü” delili de bu sorunun anlamsızlığını ortaya koymak için kullanılabilecek bir delildir. Bilindiği gibi bir kelime ya basittir ya türemiştir ya da birleşik. O kelimenin elde kalan en anlamlı bölümüne ise kök diyoruz. Türkçemizden bir örnek vermek gerekirse:

Erdiremediklerimizden misiniz?

Bu kelimenin kökünü bulmak için geriye doğru gittiğimizde –siniz<, -mi< -den< -imiz< -ler< -dik< -me< -e< -dir eklerini geçerek en son “er-” belki de daha geçmişte e- köküne kadar ulaşırız. Bizim en son ulaştığımız bu kökten önceki bir köke gitmemiz imkansızdır. Bu e- kökünden önceki kök nedir sorusuna, bu kökten önce bir kök yoktur, cevabını veririz.

Almancadan bir örnek vermek gerekirse Kraftfahrzeughaftpflichtversicherung kelimesinin kökü “Kraft” kelimesidir ve bu kökü bulduktan sonra sorulan “bu kökün kökü nedir?” sorusu artık anlamsızlaşmaktadır.”

-------CEVAP-------

-- Yine yanlış örnek, yanlış benzetme. Öncesizlik, başlangıçsızlık (Ezeliyet) ve failsizlik (başlangıcı ve yaratıcısı olmayan yaratıcı) örneği vermeye ve bunu “Allah’a” bağlamaya çalışıyorsunuz. ANCAK İNSANIN, VARLIKLARI, SOMUT VERİ VE OLGULAR ÜZERİNDEN ALGILADIĞINI GÖZ ARDI EDİYORSUNUZ.

“Allah yarattı” sözünü, nedenler ve kimler zincirini, bir soyuta, bilinmeyene bağlamakla sonlandırıldığını düşünüyorsunuz. Halbuki “Kainatı kim yarattı?” sorusuna “Allah yarattı” dediğinizde pekala “Allah’ı kim yarattı?” sorusu sorulabilir. Eğer soramazsınız, o zaman kısır döngüye girer diyorsanız, bu kez deriz ki “Allah’a sebep ve fail aramıyorken, Kainata neden sebep ve fail arıyorsunuz? Eğer Allah sebepsiz ve failsiz olabiliyorsa, demek ki sebepsiz ve failsiz var olmak mümkündür. O zaman Kainat da pekala sebepsiz ve failsiz var olmuş olabilir. Belki de yaratıcı, Kainatın kendisidir.

-----------------------

16. “Bildiğiniz gibi cümle çatıları etken, edilgen gibi farklı şekillerde olabilir. Etken cümle, yüklemin bildirdiği işin bizzat özne tarafından yapıldığı cümledir.

Mesela:

Ali camı kırdı.

Cümlesi etken bir cümledir. Kırmak fiilinin yapıcısı bellidir. Bu cümledeki nesnenin öznenin eyleminden etkilendiği de ortadadır.

Ancak; Cam kırıldı. Cümlesindeki “kırıldı” fiili edilgen çatılıdır. Aslında nesne olan “cam” ise bu gibi edilgen-pasif cümlelerde “özne” (sözde özne) yerini tutar.

Bu kainat ve doğada gördüğümüz bütün fiiller de aslında mana itibariyle “edilgen” fiillerdir. Mesela; “Havada bırakılan cisim yere düşer” cümlesi etken gibi gözükse de, bu yere düşüşün kendi başına olamayacağı gerçeği o fiilin manen edilgen olduğunu ortaya koyar. En azından bu düşüş faaliyetinin sebepleri arasında “graviton” adlı bir parçacığın var olduğunu yeni öğreniyoruz mesela. Evrende var olan 4 ana kuvvet ile gerçekleşen bütün fiiller için de bu önerme geçerlidir. O halde etken gördüğümüz bütün kainattaki fiiller aslında kainatın genelini kuşatan bir sebepler zincirine bağlıdır. O halde kainattaki bütün fiiller edilgendir.

Kainat cümlesinden etken çatılı bir cümle oluşturmanın tek yolu, kainattaki sebepler zincirinin dışında olan yani “yapılmış” olmayan bir Özne bulmaktır. O da Mutlak Özne olan yaratıcıdır.”

-------CEVAP-------

-- Tanrıyı, varsayımlar ve kelime oyunları ile teoride var etmeye çalışmanızı anlıyorum. Ancak daha önce de söylediğim gibi İNSANIN VARLIKLARI, SOMUT VERİ VE OLGULAR ÜZERİNDEN ALGILADIĞINI GÖZ ARDI EDİYORSUNUZ. Örneklerinizi de somutlar üzerinden verip soyut olana varsayım olarak inanmamızı bekliyorsunuz. Bu maddedeki önermenizin cevabını 12-13-14-15nci maddelerde detaylı şekilde açıkladım.

Şimdi örnek verdiğiniz cümlede “Ali camı kırdı” cümlesinden “Allah Kainatı yarattı” cümlesine geçiş yap(tır)mak istiyorsunuz. Birinci cümlenizde Ali de cam da kırma eylemi de SOMUTTUR. Ancak geçiş yaptığınız cümlede Allah=SOYUT, Kainat=SOMUT, yarattı=SOYUTTUR. Yani birinci cümlenizde ALİ’Yİ, CAMI VE ALİ’NİN CAMI KIRMASINI GÖRÜP DENEYİMLEYEBİLİRSİNİZ. Ancak ikinci cümlenizde ortada somut olarak sadece Kainat vardır ve bu kainatı Allah diye birinin yarattığını göremez ve deneyimleyemezsiniz! Onun için verdiğiniz örnek ne yazık ki Allah’ın varlığını ve Allah’ın Kainatı yarattığını ispatlayamaz ve deneyimleyemezsiniz. Varsayımdan, inançtan öte bir şey değildir.

-----------------------

17. “Mantıkta “niteliksel karalama safsatası” olarak anılan bir safsata türü vardır. Bu safsata yoluyla bir kimsenin niteliklerine ve özelliklerine saldırılarak onu diğer insanlar nazarında küçültmek, onu gözden düşürmek amaçlanır. Allah’ın varlığına karşı bir delil bulamayan ateistler de ancak O’nun niteliklerine ve özelliklerine saldırabiliyorlar.

“Her şeyi Allah yarattıysa, Allah’ı kim yarattı”,

“Allah madem her şeye kadirdir o halde taşıyamayacağı bir taşı yaratabilir mi?”,

“Allah madem merhametli, dünyadaki kötülüklere neden sessiz kalıyor?” gibi sorular O’nun yokluğunu ispatlamak amaçlı değil, Yaratıcının varlığı hakkında insanları şüpheye düşürmek amaçlı sorulan sorulardır. Böylece Allah’ın gerçek ve mutlak niteliklerini örtüp onu insanlara karalamaya çalışmaktadırlar.”

-------CEVAP-------

-- Allah’ın varlığına ve kainatı yarattığına dair verdiğiniz örneklerin akılla, mantıkla ilgisi olmamaya başladı. Hatta basit ve yanıltıcı durum almaya başladı. Öncelikle “Allah’ın varlığına” delilleri bulması ve ortaya koyması gereken Ateistler değil siz Teistlersiniz. Çünkü “Allah” diye sözde bir yaratıcının varlığı iddiasını ileri süren siz Teistlersiniz. Sizin iddia ettiğinizi neden biz ispatlıyoruz ki? Müddei, iddiasını ispatla mükelleftir. Allah’ın varlığını iddia eden siz Teistler olduğu gibi Allah’ın niteliklerini kendisine atfeden de siz Teistlersiniz. Allah ortaya çıkıp “benim niteliklerim şunlar şunlardır.” Dememiş ki. Allah’a isim ve sıfatlarını da takan ve yakıştıranlar da siz Teistlersiniz. Hem hayali bir yaratıcı yaratıyorsunuz hem de o hayali yaratıcıya nitelikler (isimler, sıfatlar, fiiller atfedip) verip bir de ona inanmamızı istiyorsunuz. Siz Teistler hayali bir yaratıcı yaratıp, onun adına Kainatı, milletleri, toplumları, insanları yönetmeye ve yönlendirmeye kalkacaksınız; bu dolandırıcılık olmayacak ama bizler “Her şeyi Allah yarattıysa, Allah’ı kim yarattı”, “Allah madem her şeye kadirdir o halde taşıyamayacağı bir taşı yaratabilir mi?”, “Allah madem merhametli, dünyadaki kötülüklere neden sessiz kalıyor?” sorularını sorduğumuz için karalamış olacağız öyle mi? Siz karşınızdakini bu cümleler ile “aptal, salak, her söylenene inan andaval” mı sanıyorsunuz? Çünkü “O’nun niteliklerine ve özelliklerine saldırabiliyorlar” ve “niteliklerini örtüp onu insanlara karalamaya çalışmaktadırlar.” bu cümleleriniz haddi aşan itham cümleleridir!

-----------------------

18. “Evrende var olan her şeyin var olma şartları birbirinden çok farklıdır. Mesela “buz” varlığı, suyun sıfır derecenin altındaki sıcaklığa düşmesiyle varlık sahnesine çıkar. Hammaddesi yine “su” olan “buhar” varlığı suyun sıcaklığının 100 derecenin üstüne çıkmasıyla var olur. Tavuk yavruları yumurtadan çıkarken bitkiler tohumlardan çıkar. Öyle ki insanlar hala daha tavuğun mu yumurtadan, yumurtanın mı tavuktan çıktığını tartışır durur. Atomdan daha küçük olan ve karanlık maddeyi oluşturan parçacıkların bir kısmının nasıl varlık sahnesine çıktığı hala bir muammadır. Evrendeki yüzlerce farklı elementin her birinin oluşma ısıları ve şartları birbirinden farklıdır. Canlı cansız milyonlarca çeşit varlığın bile var oluş şartları aynı değilken, bütün evrenin yaratıcısının varlığını da yaratılmışların dahil olduğu “bir sebeple oluşma” şartıyla sınırlamak imkansızdır.”

-------CEVAP-------

-- Kainattaki her şeyin “şartlar dahilinde” oluştuğu, zaten bilimin ortaya koyduğu bir gerçektir. Ancak bizler (Ateistler) “Tanrının, oluşma sebebini Kainatın şartlarına bağlamış” değiliz ki. Tanrının varlığı iddiasında bulunan sizlersiniz. Varlığını kabul etmediğimiz bir yaratıcının, varlığını neden kainat şartlarına bağlayalım. Çok saçma bir ifade kullanmışsınız.

-----------------------

19. “David Hume gibi felsefeciler var olan her nesnenin bir sebeple var olduğunu iddia edemeyeceğimizi söylerler. Bu görüşe göre sıcaklığın madenlerin genişlemesinin sebebi olduğunu kesin olarak hiçbir zaman söyleyemeyiz. Aslında bu görüş İmam Gazali’den devşirilmiş bir görüştür. İmam Gazali de nedensellik olarak gördüğümüz ilişkinin aslında zamansal bir ilişki olduğunu belirtir. Ateş ile pamuğun artarda gelmesi sonucunda pamuğun yanması nedenselliğin değil ardışıklığın varlığını gösterir. Bu görüşe göre pamuğun yanmasına sebep olanın ateş olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz. Günümüz bilim anlayışı da ortaya koymaktadır ki, bir oluşun nedeni birden çok fazla olabilir. Mesela uçağı uçuran neden uçağın hafifliği midir, kanatları mıdır, motoru mudur, havadaki aerodinamik yasaları mıdır, uçağın kaptanı mıdır, yoksa bütün o sebeplerin hepsi midir veyahut bilmediğimiz yüzlerce başka sebep midir? Yaratılmış varlıklar için bile nedensellik ilkesinin sorgulandığı böyle bir dönemde yaratıcıyı bir nedensellik zincirinin son halkası olarak kabul etmek, konuşulacak hatta düşünülecek bir mesele değildir.”

-------CEVAP-------

-- Bu maddede büyük hata yapmışsınız ya da cümlenizi hatalı kurmuşsunuz. Tezinizi (Tanrının varlığı) savunayım derken, antitezi (Tanrının varlığı, Kainatın varlığına bağlanamaz fikrini savunmuşsunuz) TANRI VAR İSE VE KAİNATI YARATMASAYDI, TANRININ VAR OLMASININ ANLAMI VE GEREKÇESİ NEDİR? Nedensellik konusunu ele almışsınız ama son cümle ile kendinize gol atmışsınız. “Yaratıcıyı bir nedensellik zincirinin son halkası olarak kabul etmek, konuşulacak hatta düşünülecek bir mesele değildir.” Demekle Kainatın yaratıcısı Tanrı olamaz demek aynı şeydir. Eh biz de aynı şeyi söylüyoruz. ????

-----------------------

20. “Bir kitabın şuurlu bir yazarı, bir bilgisayarın şuurlu bir mühendisi, bir pastanın maharetli bir aşçısı, bir filmin şuurlu bir yönetmeni, bir sosyal ağın şuurlu bir kurucusu ve idarecisi mutlaka vardır. Ateistleri memnun etmek için bu mantıki zorunluluğu kainat geneline uygulamaktan vaz geçemeyiz. Bir yazarın, bir mühendisin, bir pastanın, bir filmin, bir sosyal ağın yapıcısının varlığına inanmak için o yapıcı ve idare edicinin doğum tarihini, doğduğu yeri, sezaryenle doğup doğmadığını, kimden doğduğunu ve anne-babasının kim olduğunu bilmemize gerek yoktur. O kitap, o bilgisayar, o pasta, o film, o sosyal ağ bütün o şuurluca yapılışıyla önümüzdedir ve o sistemlerin tesadüfen oluşmadığını anlamak için onların yapıcılarının bütün özelliklerini bilmemize gerek yoktur. Hatta o yapıcıların isimlerini, neye benzediklerini, kadın mı erkek mi olduklarını bilmesek de o işleri onların yaptığını kesin olarak biliriz. Bunun gibi yaratıcının varlığını ispat eden bir tek delil bile, onun mahiyeti hakkında hiçbir şey bilmesek de O’na inanmamız için yeterlidir.”

-------CEVAP-------

-- Yani diyorsunuz ki “Bir iğne ustasız olamaz.” ???? Bu klasik cümle ile de Tanrının varlığını ortaya koyduğunuza inanıyorsunuz.

Kitap ve yazarı somuttur! Bilgisayar ve mühendisi somuttur! Pasta ve aşçısı somuttur! Film ve yönetmeni somuttur! Verdiğiniz tüm örnekler somut!

Bu tezi ortaya sürenler, SOMUT örnekler ile SOYUT örnekleri bir tutarak akılları sıra kendilerini haklı görüyorlar. ÖRNEĞİ SOMUTTAN VERİP BİZLERİN DE SOYUT BENZETMELERE İNANMAMIZI BEKLİYORLAR. “Bir iğne ustasız olmaz” tezi Allah’ın varlığına ispat değil sadece benzetmedir.

Bu sorunun, “Bir iğne ustasız olmaz. Öyleyse bu Kainatın da bir ustası olması gerekir.” Sözünün, Tanrı’nın “nedenler zincirinin sonsuzluğu problemini” çözdüğünü zannetmek çok yaygın bir yanılgıdır. İlk şey evrenin ortaya çıkışıysa, “evrenin sebebi Tanrıdır” demenin, nedenler zincirini bitirdiği zannedilir. Halbuki bu noktada “Tanrı’nın sebebi nedir” sorusu çok rahatlıkla sorulabilir. Bu soruya şartlanmış bir şekilde “Tanrı’nın sebebi yoktur” veya “Tanrı kendi kendisinin sebebidir” derler. Fakat bu bir açıklama değildir. Çünkü eğer bir şey sebepsiz olabiliyorsa ya da kendi kendisinin sebebi olabiliyorsa, o zaman bu kişi evrene niye sebep aramaktadır? Pekala, evren de kendi kendinin sebebi olabilir. Belki de sebepsiz olan veya kendi kendisinin sebebi olan şey evrenin kendisidir. Eğer evrene bir sebep aranması gerekiyorsa Tanrı’ya neden bir sebep aranması gerekmediğini açıklaması gerekir. Aslında biraz objektif baksa Tanrı açıklamasının evrendeki nedenler zinciri sorununa bir çözüm getirmediğini, yapay bir açıklama olduğunu ve aslında bir şey açıklamadığını görecektir. Bu kanıt mantıksal olarak çelişkilidir ve felsefi tartışmalar da kullanılamaz. Fakat günlük hayatta karşılaştığınız ortalama bir inançlarının en çok başvurduğu argümanlardan biridir.

-----------------------

21. “Zaman kavramı aslında termodinamiğin ikinci yasası olan “entropi” yasasının soyut bir dille ifade edilmesinden ibarettir. Yani doğan, büyüyen ve ölen her varlık bu yasaya tabidir. Yarattığı kanunlardan bağımsız olan Allah elbette kendi yarattığı entropi yasasına da tabi değildir. O’nun varlığı ve mükemmelliği bizatihi kendisindendir. O halde Allah, Big Bang’le birlikte kainatta görülen böyle bir gelişme sürecine tabi değildir. Entropi yasasına tabi olmadığı için, zamana da tabi değildir. Yani o başlamaz, gelişmez ve bitmez. O halde O’ndan önce var olan ve O’nu yaratan bir başka yaratıcıdan da bahsedemeyiz.”

-------CEVAP-------

-- Birinci cümleniz tamamen yanlış. Zaman ayrı bir kavram, Entropi (Düzensizlik) ayrı bir kavramdır. Entropiyi soyut anlamda da olsa zaman yerine kullanamaz ve ifade edemezsiniz. Paragrafınızda bu cümleden sonraki ifadeleriniz, tamamen, yarattığınız yaratıcıya, sizin isim, sıfat ve fiil atfetmenizden başka bir şey değil. Yani övgü cümleleri. Ayrıca bu maddede “Big Bang”i kabul ediyorsunuz. Halbuki İslam ve Kur’an “YARATILIŞÇIDIR” Yani “Allah ol demiştir ve her şey oluvermiştir.” Bu bakış açısı yani yaratılışçılık, Big Bang ile çelişir.

-----------------------

22. “Bir türün ilk ürünleri ya da ilk ataları kendilerinden sonraki bütün tür üyelerinin ilk başlangıcıdır. O ilk ataların o “tür” olarak bir öncesi yoktur. Mesela balık türünün ilk atası olan “balık ata”dan önce bir balık ata yoktur, olamaz. Evrendeki “var olma” hakikati de, bu varlık kavramının bir ilk varlığını gerektirir. Var olan bütün varlıklar bir ilk varlıktan sudur edebilir. Yani bütün bu “varlık türü” o sonsuz “varlık” var olduğu ve o varları var ettiği için vardır. Kendisi “varlığın” başlangıcı olan “varlık”tan önce bir varlık türünden bahsedemeyeceğimize göre, o ilk varlığı yaratan bir önce var olmuş herhangi varlıktan da bahsedemeyiz.”

-------CEVAP-------

-- Evrimden habersiz cehalet dolu bir paragraf! Lütfen evrimi okumadan ve anlamadan bu tür yorumlar yapmayınız. Ara formlar, geçiş formları ve türler hakkında önce bilgi sahibi olunuz. “Türlerin öncesi yoktur, öyleyse Tanrının da öncesi yoktur” gibi önerme akılla bağdaştırılamaz.

-----------------------

23. “Lawrence Krauss gibi ateist bilim adamları evrenin yokluktan ve tesadüfen var olduğunu iddia ederler. Ancak görüşleri detaylıca incelendiğinde anlaşılır ki, onların yokluk dediği aslında kuantlardan, temel parçacıklardan, karanlık olarak nitelendirilen maddeler ve enerjiden oluşmuş vakumlu bir varlık alanıdır. Böyle bir evren yokluktan değil, yokluk süsü verilmiş varlıklardan oluşmuş bir evrendir aslında. Bu görüşe göre de evren demek ki var olabilmek için “var” olana ihtiyaç duyuyor. O halde kainattan önce var olan o “nothing-yokluk” süslemeli varlık da, bir var edene ihtiyaç duyacaktır. O halde bütün varlıkları yoktan var eden bir varlık zorunludur. Varlığı var eden zorunlu varlıktan önce bir varlığın olduğunu savunmaksa saçmalıktır.”

-------CEVAP-------

-- Bu maddede “Vakumlu bir varlık” (karanlık madde veya enerjinin) varlığını kabul ediyorsunuz ve “Böyle bir evren yokluktan değil, yokluk süsü verilmiş varlıklardan oluşmuş bir evrendir aslında.” Diyorsunuz. Bu durumda inandığınız yaratıcı, Kainatı yokluktan değil zaten var olan bir varlığı kullanarak yaratmış oluyor. Peki, bu durumda zaten var olan “vakumlu varlığın” var olması için neden yaratıcıya ihtiyaç duyulsun ki? Şartları gereği pekala kendisi genişleyip var olabilir. Tıpkı bilim insanlarının Big Bang teorisinde anlatmak istediği gibi.

-----------------------

24. ““Bilmek” fiili varlıkların varlığını var ya da yok eden bir yaratma kuvveti içermez. Bir şeyi bilmek o bilineni var etmediği gibi, o şeyi bilmemek onu yok etmez. Kainatta bilemediğimiz nice parçacık, madde ya da element biz onları bilmediğimiz halde vardır. Mesela Plüton cüce gezegeni biz onu bilsek de bilmesek de zaten vardı. 2006 yılına kadar onun cüce gezegen olduğunu bilmeyişimiz onun o zamana kadar cüce gezegen olmadığı anlamına gelmez. İnsanoğlu belli bir eğitim görene kadar vücudundaki böbrek, karaciğer, dalak gibi organların farkında değildir. Bu bilmeyiş o organların yok olduğu anlamına gelmez. Bu kainatta en azından 13, 7 milyar yıl boyunca yoktuk ama kainat vardı. Bırakın bilgimizin, varlığımızın hatta yokluğumuzun bile varlıkların varlığına-yokluğuna etki etmediğini düşünürsek, Allah’ın zatı hakkında bilmediklerimizin O’nu yok kılacağı düşüncesinin ne kadar saçma olduğunu anlarız.”

-------CEVAP-------

-- İyi de bildiğimiz şeyleri gözlemleyip, deneyimleyerek varlığına hükmediyoruz. İnsanlık için bir şey, gözlemlediğimiz ve deneyimlediğimiz zaman var olur. Biz bilmiyorken var olmasının bir önemi değeri, hükmü yoktur. Varlığını keşfettiğimizde değer kazanır.

Eğer bir yaratandan, var edenden, hükmedenden bahsediyorsak, böyle bir yaratıcının, kendisini, yarattıklarına SOMUT, AKLİ, BİLİMSEL olarak bildirmemiş, göstermemiş olması düşünülemez. Kainatta var eden (doğuran-yaratan) her varlık doğurduğu veya var ettiği ile fiziksel olarak iletişim halindedir. Doğanlar da kendilerini doğuranın ne, kim, nasıl olduğunu bilirler. İnsan bir anne-babadan doğduğunu bilir. Hayatta iken de bunun somut örneğini görür. Kendisi de kendisini yarattıkları gibi bir başkasını yaratır.

İNANMAK; somut bilgiye sahip olmamak yani SOYUT BİR KAVRAMDIR.

İnanmak, sanmak, zannetmektir. Delile dayanmaz! İnançta DENEY VE ŞÜPHE yoktur, ön kabul ve sorgusuz biat vardır.

İnanmak demek; bir şeye SOMUT BİLGİ SAHİBİ OLMADAN doğru, gerçek olarak sanmak, zannetmek, varsaymak, kabul etmektir. İnanmak, bir şeyi görmeden doğruluğundan emin olmadan kabul etmektir

BİLMEK ise; somut bilimsel bilgiye, veriye dataya, delile sahip olmaktır. Eğer elinizde bilgi (veri, data) varsa bilgi inancı ortadan kaldırır, gerçek haline getirir. Bilmekte araştırma ve şüphe vardır. Bilmek bir şeyi görerek ve doğruluğunu bilimsel olarak DENEYLEYEREK, İSPATLAYARAK KABUL ETMEKTİR.

Bilmek demek; doğru SOMUT bilgiye, delile sahip olmak demektir. Bilmek için bilgiye ulaşmak gerek. Bilgiye ulaşmak için de araştırmak ve deneylemek gerek. Araştırmak için de sorgulamak gerek. Sorgulamak için de düşünmek gerek. Düşünmek için de düşünmeyi istemek gerek.

Eğer bu aşamaları geçmiş ve bilgiye ulaşmış iseniz artık o konuya inanmazsınız (sanmazsınız, var saymazsınız, zannetmezsiniz) BİLİRSİNİZ! Çünkü artık bilgi sahibisinizdir, deneylemişsinizdir ve delilleriniz vardır. O yüzden sanmanıza, zannetmenize yani inanmanıza gerek kalmaz. Çünkü bilgi inancı ortadan kaldırır.

İnanmak; kişinin kendine olan İKNASI iken bilmek İSPATTIR.

YARATICIYI, ALLAH’I BİL(E)MEZSİNİZ! ALLAH'A İNANIRSINIZ!

Çünkü elinizde akla, bilime hitap eden SOMUT, bilimsel bilgi, veri, data, deney, doğrulama ve test etme şansınız YOKTUR! Bu yüzden ispat da edemezsiniz.

-----------------------

25. “Dawkins gibi ateistler, sonsuz olan Allah’ın “sonluları” yaratamayacağını iddia ettikleri halde, “sonsuz” bir varlığın yaratılmasından bahsediyorlar. Bir şeyi yaratan onun bütün sınırlarını ihata eder. “Sonsuzluk” ise tektir, sonsuzluğa denk bir sonsuz olmuş olsaydı, sonsuzluktan da bahsedemezdik. Yani bu durumda bir sonsuzun kuşatamadığı/kapsayamayacağı bir vehmi sonsuzluğu kuşatan bir diğer sonsuzluktan bahsedemeyiz. Zaten sonsuz olduğu için tek olan sonsuzluktan daha üstün ve kapsayıcı bir “sonsuz”dan bahsedemeyiz ki, onun “sonsuz” Yaratıcıyı yaratabileceğini düşünelim.”

-------CEVAP-------

-- Ateistler “sonsuz bir varlığın yaratılmasından bahsediyorlar” diyorsunuz. Ateistler yaratılmayı (ilahi anlamda) kabul etmezler. Sonsuzluğun yaratma gücünden ve eyleminden bahsetmezler. Bu cümleyi nereden çıkardınız da Ateistlere mal ediyorsunuz? Aslında Ateistler “Tanrı var/yok” da demezler. Siz Teistler “Tanrı var” diyorsunuz, Ateistler de var dediğiniz şeyi ispat edin diyor. Hepsi bu. Kainatın varlığı ve Kainattakilerin varlığı konusunda ise Ateistler bilim insanlarının akli, bilimsel, delilli, ispatlı görüşlerine değer verirler. Bu görüşler ileride, zaman içinde yeni bilgi, belge ve deliller ortaya çıktığında ise yeni görüşe tabi olurlar.

-----------------------

26. “Bir şeyin yokluğunu ispat etmek imkansızdır. Mesela bir canlı türünün yokluğunu ispat için hayatın oluşmasından bu zamana kadarki bütün zaman dilimlerini taramamız gerekir. Ayrıca şu anda dünyanın herhangi bir yerinde bu canlı var olabilir. O halde şu andaki yeryüzünün bütün coğrafyalarını, yerin dehlizlerini, okyanusların, göllerin derinliklerini, hatta her taşın altını kontrol etmemiz gerekir. Bu canlı kainatın herhangi bir köşesinde ya da herhangi bir paralel evrende de var olabilir. Bu durumda bütün kainatı karış karış araştırmamız, sonrasında diğer paralel evrenleri de dolaşmamız gerekir ki, onun yokluğuna emin olalım. Bu sebeple bütün zamanları, bütün mekanları ve bütün kainatları aynı anda kuşatan bir bakışa sahip olmayan her hangi bir insan, o canlının “yok” olduğunu kesin bir şekilde savunup o yokluğu ispatlayamaz. O bu durumda en kötü ihtimalle “var mı yok mu bilmiyorum” yargısından başka da bir yargıda bulunamaz. Durum kainat için böyleyken, bütün parçacıkları ve paralel kainatları aynı anda ihata eden Allah’ın sonsuz varlığını, bu sonlu ve sınırlı bakışımızla ihata etmemiz imkansızdır. Bu durumda Allah’ın zatındaki sonsuz özelliklerde bir eksiklik/yokluk olduğunu iddia eden bir ateist, Allah’ın sonsuz varlığını tamamen kuşatmak bir yana, ondan önce var olduğunu iddia ettiği bütün varlık silsilelerini de sonsuza kadar ihata etmek zorundadır. Böyle bir durum imkansız üssü imkansız olduğuna göre, Allah’ın zatıyla ilgili vehmedilen herhangi bir eksikliğin ispatı da imkansızdır; böyle bir iddia akıl, mantık ve hakikat dışıdır.”

-------CEVAP-------

-- Yine Allah’ın varlığını ön kabulle başlamışsın işe. Eğer bir şeyin yokluğunu ispat etmek imkansız ise o şeyin var olduğu anlamına da gelmez! Var olduğu ispatlanana kadar da YOK HÜKMÜNDEDİR. Sizler de iddia ettiğiniz Allah’ın, varlığını ispat edene kadar da yok hükmündedir.

Ayrıca insan için bilinen şeylerin yokluğu ispatlanabilir. Örneğin kanda crp olup olmadığı, arabanın deposunda bezin olup olmadığı, cebinde para olup olmadığı ispatlanabilir. Hatta günlük hayatımızda bazı şeylerin olduğu ya da olmadığı tutanak altına alınıp imzalanır. Örneğin polis eve gelir ve o kişin evde olup olmadığı araştırılarak tutanak altına alınır. Günümüz teknolojisi, insanının bilgisi dahilinde olan şeylerin varlığı veya yokluğu hakkında bilgi sahibi olurlar.

-----------------------

27. “Yaratıcının bir yaratıcıya muhtaç olduğunu söylemek aslında kainatta var olan her şeyin bir yaratıcıyı gerektirdiğini savunmaktır. Demek ki, bu kainat şartları içinde var olanların var oluşu için yaratılma hakikati dışında mantıklı başka bir yol yoktur. Allah bu kainat sisteminden bağımsız olduğu için zaten bu bahisten hariçtir.”

-------CEVAP-------

-- Evet Kainatta her şey şartları gereği bir yaratılma, oluşma, doğma, var olma durumu ile karşı karşıyadır. Kainattan bağımsız olan soyutlar, Kainatı ve Kainattakileri ilgilendirmez. Çünkü Kainat bir yaratıcıya ihtiyaç duymadan, zaten hep vardı ve var olandı. Kainat içerindeki varoluşlar ise kainatın kendi iç dinamikleridir.

-----------------------

28. “Kainattaki bütün varlıklar için mantıksal bir zorunluluk olan “yaratılma” şartının bir tek mutlak varlık için istisna olduğunu düşünmek, trilyonlarca varlığın mantıksal bir zorunluluk olan “bir yaratıcı tarafından yaratılma” şartından bağımsız olarak ve tesadüfen oluştuğunu savunmaktan daha mantıklıdır. Evrende cari olan doğa yasalarının bile istisnaları olabilir. Bu istisnalar o yasaların yokluğunu değil, sadece kendilerinin müstesnalığını gösterir. Mesela üreme kanunun istisnaları bir dişi ve erkekten oluşan gerekliliği ortadan kaldırmaz. CERN laboratuarlarındaki araştırmalarda anlaşılmıştır ki, kimi parçacıklar ışık hızını geçebilmektedir. Atom altı parçacıklardan galaksilere kadar var olan “varlık” kavramının “bir yaratıcı tarafından yaratılma” hususunda bir tek istisnasının olması, o kanunun yokluğuna delil olamaz. “Bir yaratıcı tarafından yaratılma” kanunu pek çok istisnası bulunan pek çok doğa yasasından daha kuvvetli bir kanundur ki, zorunlu ve ezeli varlık dışındaki bütün varlıklar bu kanuna uygun var olmaktadır.”

-------CEVAP-------

-- Yaratılmaktan müstesna olmak Tanrı için gerekli ise Kainat için neden gerekli olmasın?

-----------------------

29. “Yaratıcı varlığın özelliklerini bilmek ayrıdır, O’nun var olduğunu bilmek ayrıdır. Yani Yaratıcının özellikleri O’nun varlığını ispat eden yegane deliller değildir. O’nun görme, duyma gibi sıfatlarını inkar etmek, O’nun yaratıcılığını, hayat sahibi oluşunu en önemlisi de var olduğunu inkar etmek değildir. Yaratıcının “yaratılmamış” olma sıfatını inkar da, yaratıcının varlığını inkar etmek anlamına gelmez. Bir evrimci, yaratıcı varlığın yaratıldığına inanmakla o “yaratıcı” varlığın varlığını ortadan kaldırmış olmaz. O sadece şu tezi savunmaktadır:

“Bu kainatı yaratan yaratıcı yaratılmış olmalıdır. ” (Haşa)

O farkında olsun ya da olmasın, bu teziyle yaratıcının varlığını inkar etmemekte, aksine o yaratıcının varlığını ortaya koyarak onun kimi sıfatlarını inkar etmektedir. Ben başlangıcı olan böyle bir yaratıcıya inanmayabilirim ama kendisi bu tezi savunduğuna göre başlangıcı olan bir yaratıcıya inanabilir. Bu durumda o özellikleri her ne olursa olsun yine de bir “yaratıcıya” inanmış olacaktır.

O halde o ateistin üç yolu var:

1- Yaratıcının yaratılmış olduğunu savunur ama o yaratıcıya da inanır. Bununla inananların bir yaratıcının var olduğuna dair inancını desteklemiş olur.

2- Yaratıcının yaratılmış olabileceğini saçma bulur ve buna inanmaz. Bununla da inananların yaratıcının yaratılmadığına olan kesin inancını destekler.

3- Hem kainatı yaratanın hem de yaratıcıyı yaratanın olmadığına inanır. Bu durumda kendisine ait (her mükemmel varlığın bir yaratıcıya ihtiyaç duyduğu) teziyle ve önermesiyle çelişerek inananların haklı olduğunu bir kez daha ortaya koyar.”

-------CEVAP-------

-- Bir varlık özelliklerinden ayrı tutulamaz. Varlığa var diyebilmek için özelliklerinin zuhur etmiş olması gerekir. En azından, fiziksel ve zahiri özelliklerini görmeden, bilmeden, varlığın, varlığından bahsedemezsiniz. Çünkü varlığın tanımı insana bakan zahiri özellikleri ile mümkündür. İnsan için varlık, insanın duyularına hitap etmekle varlık sıfatını alır. İnsanın aklına ve duyularına hitap etmeyen, muhatap olmayan varlık yok hükmündedir. Örneğin arabanın kasasını, tekerlerini, bilinen parçalarını, araba şeklini görmeden onun varlığından bahsedemezsiniz. Hatta o varlığı, önceden en az bir kez de olsa görmüş, tanımış olmalısınız ki onun varlığından bahsedebilesiniz. O yüzden Tanrıyı, duyular ile algılamadan varlığından bahsedemezsiniz.

Ateistler ve evrimciler hakkında o kadar yanlış bilgi ve düşünceye sahipsiniz ki düzeltmekte zorlanıyorum.

Ateistler, “Bu kainatı yaratan yaratıcı, yaratılmış olmalıdır.” Diye düşünüyorlar diyorsun.

Evrimci ya da Ateistler “Yaratıcının” varlığını kabul etmiş değiller ki varlığını ortadan kaldırs

Yorum Yok

Yorum Yapabilirsiniz

Kısa süreliğine yorum sistemi kapalıdır.